BakaraSuresi/1-7/RBT. < Bakara Suresi | 1-7. Düzenle. g • t • d. Rûh-u'l Beyan Fî Tefsir-i'l Kur'an - İsmail Hakkı Bursevi. Ruhul Beyan Tefsirinin Arapça aslı ve Türkçe tercümesi her rüku bölümünün altına hem de her ayetin altına örnek Bakara Suresi/1-7 ve 114/2 gibi eklenecek.
10luMavi Erkek Mevlid Hediyelik Seti Mevlüt Tesbih, Yasin, Kese. 6666 ayet hürmetine, okunan 45 Yasin’in hürmetine, okunan Tebareke suresi hürmetine, okunan Aşrı şerifler hürmetine, getirilen tekbirler hürmetine. 62 Likes, 17 Comments - @derinboutique on Instagram: "yasin mevlüt mevlid mevlüthediyesi tesbih mevlutkiyafeti
TAHASURESİ. 1.Taha. 2.Ma enzelna aleykel kur'ane li teşka. 3.İlla tezkiratel limey yahşa. 4.Tenziylem mimmen halekal erda ves semavatil ula.
283 Seferde olur da yazacak birini bulamazsanız, borç karşılığında rehin alırsınız. Birbirinize güvenir de rehin almazsanız, kendine güvenilen kişi borcunu ödesin ve Rabbi olan Allah’tan korksun. Şâhitliği de gizlemeyin. Kim onu gizlerse, şüphesiz o, kalbi günaha batmış bir kimsedir.
BakaraSuresi 102-103. Ayet Tefsiri (I, 397), Süleyman Ateş de “şeytan ruhlu kişiler” şeklinde yorumlamıştır (I, 203). Anılan kelimenin, bu söylenenlerin hepsini kapsadığı da düşünülebilir. Öte yandan âyetteki ilgili kelimenin mütevâtir olan okunuşu “melekeyn” (iki
if4iX. وَاذْكُرُواْ اللّهَ فِي أَيَّامٍ مَّعْدُودَاتٍ فَمَن تَعَجَّلَ فِي يَوْمَيْنِ فَلاَ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ اتَّقَى وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Vezkurûllâhe fî eyyâmin ma’dûdâtma’dûdâtin, fe men teaccele fî yevmeyni fe lâ isme aleyhaleyhi, ve men teahhara fe lâ isme aleyhi, li menittekâ vettekûllâhe va’lemû ennekum ileyhi tuhşerûntuhşerûne. ve ezkurû ve zikredin allâhe Allah fî eyyâmin günlerde ma'dûdâtin adetli, sayılmış, sayılı fe o zaman, böylece men kimse, kişi teaccele acele eder fî içinde, vardır yevmeyni iki gün fe o zaman, böylece lâ isme bir günah yoktur aleyhi ona, onun üzerine ve men ve kim teahhara tehir ederse, gecikirse fe o zaman, böylece lâ isme bir günah yoktur aleyhi ona, onun üzerine li ... e, için men kimse, kişi ittekâ takva sahibi oldu ve ittekû ve sakının, çekinin allâhe Allah ve a'lemû ve bilin enne-kum sizin ..... olduğunuz ileyhi ona tuhşerûne haşrolunacaksınız Abdulbaki Gölpınarlı Sayılı hac günlerinde Allah'ı anın. İki gün içinde acele edip de dönmek isteyenlere suç yok. Geri kalanlara da suç yok ama sakınmak şartıyla. Allah'tan sakının ve bilin ki siz, şüphe yok onun tapısında haşr edileceksiniz. Abdullah Parlıyan Arafat, Müzdelife ve Mina'da bulunulması gereken günlerde, Allah'ı tekbirlerle anın. Kim iki gün içerisinde Mina'dan Mekke'ye dönerse, ona günah yoktur. Kim de geri kalırsa, yolunu Allah ve kitap ile bulduğu takdirde, günaha girmemiş olur. O halde hayatınızı Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışınız ve biliniz ki, hepiniz O'na varıp huzurunda toplanacaksınız. Adem Uğur Sayılı günlerde eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip Mina'dan Mekke'ye dönmek isterse, ona günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız. Ahmed Hulusi Bir de sayılı günlerde kurban bayramı 2. /3. /4. günleri Allâh'ı zikredin tekbir getirin. Kim iki gün içinde aceleyle işini bitirirse ona bir suç yoktur. Kim tehir ederse ona da suç yoktur. Bu korunan kimse içindir. . . Allâh'tan korunun yaptıklarınızın sonucunu kesinlikle yaşatacağı için ve iyi bilin ki muhakkak sonunda O'na haşrolacaksınız. Ahmet Tekin Sayılı günlerde, teşrik günlerinde telbiye ve tekbir getirerek Allah’ı zikredin, Allah’a ibadet edin, Allah’ın dinini, şeriatını gün içinde, acele edip Mina’dan Mekke’ye dönmek isteyene günah yoktur. İki gün içinde dönmeyip, geciken de bilerek günah işlemiş sayılmaz. Bunlar günahlardan arınıp Allah’a sığınanlar, emirlerini yerine getirenler, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler içindir. Allah’a sığınıp emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunun. Bilin ki, toplanıp onun huzuruna getirileceksiniz. Ahmet Varol Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki günde acele ederse onun için bir günah yoktur. Kim de geriye kalırsa sakındığı takdirde onun için de bir günah yoktur. [42] Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız. Ali Bulaç Sayılı günlerde Allah'ı anın. İki günde Mina'dan dönmek için elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. Bu sakınan içindir. Allah'tan korkup sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na döndürülüp toplanacaksınız. Ali Fikri Yavuz Bir de sayılı günlerde teşrîk günlerinde Allah’ı tekbîr ile zikredin. Kim, iki günde zilhiccenin on birinci ve on ikinci gününde Mina’dan dönmek için acele ederse, ona günah yoktur. Mina’da geri kalana da günah yoktur. Fakat, bu günahın olmayışı takvâ sahibi içindir. Allah’dan korkun ve bilin ki, muhakkak hepiniz ona dönüp toplanacaksınız. Ali Ünal Arafe ve Kurban bayramı günleri dahil, takip eden sayılı teşrik tekbiri günlerinde Allah’ı zikredin tekbir getirin. Kim acelesi olur ve iki gün içinde cemreleri –şeytan taşlamayı– yerine getirip dönerse üzerine bir günah yoktur; kim de, taşlamayı bitirmeyi üçüncü güne tehir ederse, yine üzerine günah yoktur – ancak, İlâhî ahkâmı yerine getirmede titiz davranan ve takva üzere hareket eden için. Siz, Allah’a itaatta hep titiz davranın, takva dairesi içinde kalın ve bilin ki, şüphesiz O’na dönüp, huzurunda toplanacaksınız. Bayraktar Bayraklı Mina'da tayin edilmiş belli günlerde Allah'ı anınız; her kim iki gün içinde acele ederse günaha girmez, kim orada daha uzun kalırsa, o da Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde oldukça, günaha girmemiş olur. O halde Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz ve sonunda Allah'ın huzurunda toplanacağınızı biliniz. Bekir Sadak Allah'i sayili gunlerde anin. Gunahtan sakinan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki gunde bitirirse gunah yoktur, geri kalsa da gunah yoktur. Allah'tan sakinin. O'nun katinda toplanacaginizi bilin. Celal Yıldırım Ve sayılı günlerde Allah'ı anın.. Kim iki günde Minâ'dan ayrılmak için acele ederse, ona hiçbir günah yoktur. Kim de geri kalırsa, ona da hiçbir günah yoktur. Tabii bu Allah'tan korkup günahlardan sakınan içindir. Artık Allah'tan korkun ve bilin ki herhalde siz O'na haşrolunacaksınız. Cemal Külünkoğlu Sayılı günlerde eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip Mina'dan Mekke'ye dönmek isterse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. O halde Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve sonunda O'nun huzurunda toplanacağınızı bilin. Diyanet İşleri eski Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin. Diyanet Vakfi Sayılı günlerde eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip Mina'dan Mekke'ye dönmek isterse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Bunlar günahtan sakınanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız. Edip Yüksel Sayılı günlerde ALLAH’ı anın. Erdemli davrandıkları sürece, bunu iki günde bitirmek için acele edene bir günah yoktur, geri kalana da bir günah yoktur. ALLAH’ı dinleyin ve O’nun huzurunda toplanacağınızı unutmayın. Elmalılı Hamdi Yazır Bir de sayılı günlerde Allahı zikredin -tekbir alın- bunlardan iki gün içinde avdet için acele edene günah yok, teahhur edene de günah yok amma korunan için Allaha korunun ve bilin ki siz ona haşrolunacaksınız Erhan Aktaş Sayılı günlerde Allah’ı anın. Kim acele edip, iki gün içinde dönerse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa takvalı olduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah’a karşı takvalı olun ve bilin ki O’nun huzurunda toplanacaksınız. Gültekin Onan Sayılı günlerde Mina'da Tanrı'yı anın. İki günde Mina'dan dönmek için elini çabuk tutana/acele edene günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. Bu sakınan içindir. Tanrı'dan korkup sakının ve gerçekten bilin ki siz O'na döndürülüp toplanacaksınız. Hakkı Yılmaz Ve Allah'ı sayılı günlerde anın. Artık kim iki gün içinde acele ederse ona günah yoktur. Kim de ertelerse ona da günah yoktur. Bu, Allah'ın koruması altına girmiş kimseler içindir. Allah'ın koruması altına girin ve şüphesiz kendinizin O'na toplanacağınızı bilin. Harun Yıldırım Sayılı günlerde de Allah’ı zikredin! Sakınan kimse için, iki gün içinde acele etmesinde günah yoktur, geri kalmasında da günah yoktur. O halde Allah’tan sakının ve bilin ki muhakkak siz ancak O’na toplanacaksınız. Hasan Basri Çantay Bir de sayılı günlerde Allahı zikredin tekbîr alın. Kim iki günde Minâ» dan dönmek için acele ederse üstüne günâh yokdur. Kim de geri kalırsa ona da günah yokdur. Fakat bu, takva saahibi için dir. Allahdan korkun ve bilin ki muhakkak hepiniz ancak Ona varıb toplanacaksınız. Hayrat Neşriyat O hâlde sayılı günlerde teşrik günlerinde Allah’ı tekbirlerle zikredin! Bundan böyle kim iki günde Mina’dan dönmek için acele ederse, artık ona bir günah yoktur. Kim de Üçüncü güne geri kalırsa ona da bir günah yoktur. Bu, günahlardan sakınanlar içindir. Öyleyse Allah’dan sakının ve bilin ki, doğrusu siz O’nun huzûruna toplanacaksınız. İbni Kesir Sayılı günlerde Allah'ı zikredin. Kim iki günde acele ederse, ona günah yoktur. Kim de geri kalırsa, ona günah yoktur. Bu; takva sahibi olanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, şüphesiz siz, O'nun huzurunda toplanacaksınız. İskender Evrenosoğlu Ve sayılı günlerde Allah'ı tekbir ile zikredin. Fakat kim, iki gün içinde Mina'dan dönmek için acele ederse, bundan sonra onun üzerine bir günah yoktur. Ve kim de tehir ederse geriye kalırsa, o taktirde de onun üzerine bir günah yoktur. Tabii bu takva sahibi olan kimseler içindir. Ve, Allah'a karşı takva sahibi olun. Ve sizin, O'na Allah'a haşrolunacağınızı huzurunda toplanacağınızı bilin! Kadri Çelik Allah'ı sayılı günlerde anın. İki günde Mina'dan dönmek için elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana ve Mina'da üç gece durana da günah yoktur. Bunlar Sakınan kimse içindir. Allah'tan korkun ve mutlaka O'nun huzurunda bir araya getirileceğinizi bilin. Mehmet Ali Eroğlu Bu sayılı günlerde Allah'ı anınİki gün içinde acele edip dönene suç yoktur. Aynı şekilde orada Mina da kalana da günah yoktur ama bu sakınan içindir. Korkup sakının Allah'tan. İyi biliniz ki gerçekten O'na döndürüleceksiniz sizler. Mehmet Okuyan Sayılı günlerde Allah’ı hatırlayın! Takvâlı duyarlı olmak isteyenler için kim iki gün içinde acele edip Mina’dan Mekke’ye dönmek isterse ona herhangi bir günah yoktur. Dönüşü geciktirenler için de herhangi bir günah yoktur. Allah’a karşı takvâlı duyarlı olun ve bilin ki hepiniz yalnızca O’nun huzurunda toplanacaksınız. Muhammed Celal Şems Allah’ı şu belirli günlerde anın. Biri acele edip de iki günde dönerse, ona hiç bir günah yoktur. Geri kalsa da kendisine günah yoktur. Müzdelife’den döndükten sonra Minâ’da üç gün kalmak şarttır. Fakat acelesi olan kimse, iki gün sonra da oradan geri dönebilir. İşte bu ayette ondan söz edilmektedir. Bu söz, takva sahibi olanlar içindir. Öyleyse Allah’ın takvasını benimseyin ve hepinizin bir gün toplatılıp, O’nun huzuruna götürüleceğinizi bilin. Muhammed Esed Ve Allah'ı tayin edilmiş belli günler de hatırlayın; her kim iki gün içinde acele ederse günaha girmez, kim daha uzun kalırsa o da Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde oldukça günaha girmemiş olur. O halde Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve sonunda O'nun huzurunda toplanacağınızı bilin. Mustafa Çevik Ey iman edenler! Hac sırasında, Allah’ın sayılı günlerle sınırladığı kurban bayramında Mina’ya vardığınızda, Rabbinizin insanları yaratma sebebini bahşettiği nimetlerini ve O’ndan başka gerçek ilah olmadığını, sonunda O’na döndürülüp dünya hayatını yaşayış biçiminizden hesaba çekileceğinizi düşünüp hayatınızı gözden geçirin. İkinci günün sonunda oradan Mina’dan ayrılmanızda bir sakınca yoktur, her kim de iki günden fazla kalırsa onun için de bir sakınca yoktur. Allah’ın koyduğu sınırlara uyun, sorumluluğunuzun bilincinde olarak yeryüzünde Allah merkezli bir nizam kurup, dünya hayatınızı buna göre yaşayın ve iyi bilin ki hepiniz günü gelince Rabbinizin huzurunda toplanacaksınız. Mustafa İslamoğlu Sayılı günlerde Allah'ı anın! Her kim acele edip iki günde dönerse ona günah yoktur. Kim de dönüşü erteleyip daha uzun kalırsa sorumlu davrandığı sürece ona da günah yoktur. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve sonunda O'nun huzurunda toplanacağınızı aklınızdan çıkarmayın! Ömer Nasuhi Bilmen Ve Allah Teâlâ'yı sayılı günlerde zikrediniz. İmdi her kim iki gün içinde Mina'dan dönmek için acele ederse onun üzerine günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. Bu Muttakî olan içindir. Ve Allah'tan korkunuz ve biliniz ki, sizler şüphesiz O'na haşr olunacaksınızdır. Ömer Öngüt Sayılı günlerde eyyâm-ı teşrikte Allah'ı zikrediniz. Kim iki gün içinde acele edip Mina'dan Mekke'ye dönerse, ona bir günah yoktur. Her kim geri kalırsa, ona da bir günah yoktur. Bu, takvâ sahibi olanlar içindir. O halde Allah'tan korkun. Biliniz ki O'nun huzurunda toplanacaksınız. Şaban Piriş Allah’ı sayılı günlerde de anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip Mina’daki ibadeti iki günde bitirse de günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah’tan sakının, onun katında toplanacağınızı bilin. Sadık Türkmen Allah’ı sayılı günlerde zikredin. Kim iki günde acele ederse onda günah kalmaz. Kim de geri kalırsa, Allah’tan korkan için onda da günah kalmaz. Bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız. Seyyid Kutub Sayılı günlerde Allah'ın adını anın. Kim hemen iki gün içinde dönerse bir günahı yoktur. Kim geri kalırsa da, günahtan korunanlar için, günahı yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki, hepiniz O'nun huzurunda biraraya getirileceksiniz. Suat Yıldırım O sayılı günlerde tekbir getirerek Allah’ı zikredin! Kim acele edip iki günde dönerse ona vebal yoktur. Kim geri kalırsa, günahlardan korunduğu takdirde, ona da vebal yok. Allah’a karşı gelmekten korunun ve bilin ki hepiniz neticede diriltilip O’nun huzurunda toplanacaksınız! Süleyman Ateş Sayılı günlerde Allâh'ı anın tekbir alın. Kim hemen iki gün içinde Mina'dan Mekke'ye dönerse ona günâh yoktur. Kim geri kalırsa korunduğu takdirde ona da günâh yoktur. Allah'tan korkun ve O'nun huzûruna toplanacağınızı bilin. Süleymaniye Vakfı Allah’ı hac günlerine eklenmiş[1*] günlerde de babalarınızdan öğrendiğiniz gibi anın. Kim acele eder, Mina’dan iki günde dönerse, sevabında bir eksilme olmaz[2*]. Geciken kişinin de sevabında bir eksilme olmaz. Bu, çekinenler için böyledir. Allah’tan çekinip korunun ve bilin ki huzurunda toplanacağınız zat O’dur. [1*] معدودات = madudât معدود=madud’un çoğuludur, peşpeşe eklenmiş anlamına gelir. Müfredat Hac, bir ibadet olduğu için eklemeyi Allah’tan başkası yapamaz. Bunlar, kurban bayramının birinci gününe eklenen ve eyyam-ı teşriq olarak bilinen üç gündür. Bu günlerin zikri, şeytan taşlama sırasında yapılan dualardır. [2*] Ayetteki إِثْمَ =ism, kişiyi sevaptan yani iyiliklerden ve doğal yapısından uzaklaştıran davranış anlamındadır. Müfredât. Tefhim-ul Kuran Sayılı günlerde Allah'ı anın. İki günde Mina'dan dönmek için elini çabuk tutana günah yoktur, geri kalana da günah yoktur. Bu sakınan içindir. Allah'tan korkup sakının ve gerçekten bilin ki, siz O'na döndürülüp toplanacaksınız. Ümit Şimşek Belirli günlerde de Allah'ı ayrıca anın. Acele ederek iki günde haccını bitirene bir günah yoktur. Geride kalan için de, kötülükten sakındığı takdirde, bir günah yoktur. Allah'tan sakının; ve bilin ki hepiniz Onun huzurunda toplanacaksınız. Yaşar Nuri Öztürk Allah'ı sayılı günlerde anın. Kim hemen iki gün içinde işini bitirirse ona günah yoktur. Kim de bunu geciktirir-ertelerse, sakınıp korunduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki, siz O'nun huzurunda haşredileceksiniz. En üste taşıEn alta taşıBu yazarın mealini okumaya devam et Bir sureye/ayete tıkladığınızda mealler ilk başta yazar ismine göre alfabetik olarak sıralanır. Yazar isminin solundaki kutucuğu yukarı/aşağı taşıyarak sıralamayı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Tarayıcınızın çerezlerini silmediğiniz sürece tercihiniz daha sonraki ziyaretlerinizde hatırlanacaktır. Ayrıca bir yazarın ismine sağ tıklayarak bu yazarın mealinin en üstte veya en altta görünmesini de sağlayabilirsiniz.
Bakara suresi Kur’ân-ı Kerîm’in en uzun suresi olarak bilinmektedir. HZ. Musa dönemindeki olaylardan başlayıp birçok İslâm hukukunun ana konularıyla ilgili hüküm içermektedir. Müslümanlar Bakara suresi nasıl okunur, Bakara suresi kaç ayettir, Bakara suresi Türkçe meali nedir? soruların yanıtlarını merak ediyorlardı. İşte ayrıntılar... Bakara Suresi Arapça BAKARA SURESİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ Bakara Suresi Tefsiri Sûrenin ilk âyetlerinin hicretten sonra Medine’de ilk nâzil olan âyetler olduğu kabul edilir. Bununla beraber bütün Kur’ân-ı Kerîm’in en son nâzil olduğu rivayet edilen “vetteķū yevmen = واتّقوا يوماً ” âyeti de yine bu sûrededir âyet 281. Buna göre hicretten sonra inmeye başlayan sûrenin nüzûlü dokuz on yıl sürmüş ve bütün Medine devri boyunca devam etmiştir. Âyet sayısı ihtilâflı olmakla birlikte Kûfeliler’in sayımına göre 286’dır. Fâsıla*ları, “kalk düşünelim” anlamına gelen قم لندبر sözündeki ب، د، ر، ق، ل، م، ن harfleridir. Bakara sûresine ayrıca içindeki Âyetü’l-kürsî’den âyet 255 dolayı Sûretü’l-kürsî, ihtiva ettiği hükümlerin çokluğu sebebiyle Füstâtü’l-Kur’ân adları da verilmiştir. Sûrenin biri “senâm” zirve, diğeri “zehrâ” parlak beyaz, nurlu olmak üzere iki de lakabı vardır. Nitekim üçüncü sûre olan Âl-i İmrân ile birlikte bu iki sûreye “Zehrâvân” denilmiştir. Türkçe’de “hatim başı” veya “büyük elif-lâm-mîm” diye de adlandırılır. Ancak en meşhur adı Bakara’dır. Arapça’da “sığır, inek” anlamına gelen bu söz sûrede genel olarak sığır cinsi için değil bir tek inek için kullanılmıştır. Tevrat’ın Tesniye bölümünde de yer aldığı üzere 21, 1-9 Hz. Mûsâ devrinde, İsrâiloğulları arasında fâili bulunamayan bir cinayetten dolayı diyet olarak kurban edilmesi gereken bu ineğin bazı özellikleri vardı. Peygamberlere ayrıntılı sorular sormanın uygun olmadığı yolunda birtakım uyarıları da ihtiva eden bu hikâye Kur’ân-ı Kerîm’de yalnızca bu sûrede geçmektedir âyet 67-71. Bakara sûresi sadece sayfa ve âyet sayısı bakımından Kur’an’ın en uzun sûresi değil, aynı zamanda içine aldığı konuların çokluğu ve çeşitliliği bakımından da çok yönlü bir sûresidir. Sûrede başta iman esasları olmak üzere insanın yaratılışı, kıblenin değişmesi, namaz, oruç, hac, sadaka, boşanma, nesep, nafaka, borçların kaydedilmesi gibi pek çok konuya yer verilmiştir. Bunlar doğrudan doğruya veya dolaylı olarak dini ve dindarlığı ilgilendiren meselelerdir. İslâmiyet’in gelişme ve yayılma süreci içinde değişik zamanlarda gündeme gelmiş olan bu konular, daha önce veya daha sonra nâzil olan diğer sûrelerdeki âyetlerle de ilişkilidir. Uzun aralıklarla bölüm bölüm inen ve birbirinden farklı konuları ihtiva eden sûrenin nüzûlünü tek sebebe bağlı olarak açıklamak mümkün görünmemektedir. Bununla beraber sûrenin muhtevası anlatılırken yeri geldikçe o kısmın nüzûl sebebine de işaret edilecektir. Dikkatle incelendiği zaman baştan sona sûrede ön planda tutulan ana hedeflerin üç noktada yoğunluk kazandığı görülür. 1. İslâm dininin iman esaslarını açıklamak, bilhassa Âyetü’l-kürsî’de doruk noktasına varan tek tanrı tevhid inancının özelliklerini belirtmek, müslümanların nasıl bir tanrı inancına sahip olmaları gerektiğini ortaya koymak. 2. Kur’an hidayetinin ne olduğunu âyet 185 ve bu hidayet karşısında çeşitli insan gruplarının durumunu ve yerini belirlemek. 3. Müslümanların başka dinlerin mensuplarından ayrı, müstakil bir cemaat ve kendine mahsus vasıfları bulunan bir ümmet olduklarını ortaya koymak, bu ümmetin toplu davranış kurallarını belirtmek; bununla ilgili olarak İsrâiloğulları’nın din anlayışı ve uygulamasında içine düştükleri yanılgı ve sapmalardan çarpıcı örnekler vererek müslümanları uyarmak. Daha önce Mekke devrinde nâzil olan sûre ve âyetlerde iman ve itikad konularına ağırlık verildiği ve bu gibi konulara ferdî psikoloji açısından yaklaşıldığı görülür. Putperestliğin ve ilkel din anlayışının zihin bulandıran belirsizliği karşısında kâinat ve hayat olaylarını tek tanrı inancının ışığında ele alan ve açıklayan yeni dinin ilkelerindeki tutarlılık ve berraklık savunulur. Mekke devrinde nâzil olan âyetlerde gözetilen hedef, kişiyi içine düştüğü inanç çelişkisinden kurtarmak ve ferdî mânada hidayete kavuşturmaktır. Oysa Medine devrinde artık müslümanlar tek tek inanç arayışı içinde olan kişiler değil diğer dinlerin mensupları ve inanç grupları karşısında belli bir cemaattir. O zamana kadar gelen âyetlerle hidayet ve takvânın fert açısından taşıdığı mânalar zaten ortaya konmuş bulunmaktadır. Artık bu gibi İslâmî kavramların toplum açısından ne anlam ifade ettiğinin açıklanmasına, birtakım toplu davranış örnekleriyle ortaya konmasına sıra gelmiştir. İslâmiyet mücerret kavramlar üzerine kurulu bir felsefî sistem değil, iyi hareket ve güzel davranış demek olan “sâlih ameller” dini olduğuna göre müslüman toplumuna yön verecek ilke ve kuralların bilinmesine ihtiyaç vardır. Bundan dolayı sûrenin pek çok fâsılası çoğul sigasıyla gelmiş, sûre, sonu büyük kurtuluşa çıkan iman ve hidayet yolunun yolcularını belirleyerek ve bu kitabın onlar için hidayet rehberi olduğunu ilân ederek söze başlamıştır. Bu bakımdan bütünüyle Fâtiha sûresindeki, “Ey Rabbimiz, sen bizi doğru yola ulaştır!” duasının âyet 6 cevabı ve açıklaması gibidir. Fâtiha sûresinde Allah’tan istenen hidayetin ne olduğu bütün yönleriyle bu sûrede açıklanır; hem iman ve itikad esasları bakımından, hem de o imanın gereği olan ibadet ve davranış örnekleri bakımından ortaya konur. Dindarlığı belirleyen şekil ve kurallarla birlikte o kuralların hangi mânevî hedefleri ve ne gibi ince hikmetleri gözettiği de bildirilir. Buna göre dindarlığın bir yönüyle disiplin, ciddiyet, itaat ve teslimiyet, diğer yönüyle bilgi, tefekkür, basîret, hikmet, sevgi ve samimiyet olduğu ortaya konur. Sûrenin ilk âyetleri, söz konusu hidayet karşısında çeşitli insan gruplarının yerini belirleyen bir giriş mahiyetindedir. Buna göre insanlar müminler, kâfirler, bir de iki yüzlü kararsızlar olarak üçe ayrılırlar. Bu üçüncü gruptan olan iki yüzlülerden bir kısmına, daha sonra nâzil olan Nisâ âyet 137-145, Tevbe âyet 66-67 ve Münâfıkūn sûrelerinde “münafık” adı verilecektir. Bu girişten sonra Allah’a ibadet etmenin kulluğun tabii gereği olduğu açıklanır. Göklerde ve yeryüzünde meydana gelen ve bize alelâde gibi görünen olayların rabbin yüce kudretini tanıttığına dikkat çekilir. Ancak dindar olmak için o kudretin varlığını bilmek yetmez, vahiy yoluyla gelen ilâhî emirleri kabul edip onlara uymak gerekir. Çünkü gerçekte hidayetin ne olduğunu yalnızca vahiy bildirir âyet 21-24. Vahyin önemi ve onun kul gücünün üstünde bir bilgi çeşidi olduğu kesin bir dille ortaya konduktan sonra inananlarla inanmayanların vahiy karşısındaki değişik tavırları gözler önüne serilir. İnsanlar yok iken yaratılmışlar, sonra ölecekler, daha sonra diriltilecekler ve en sonunda da Allah’ın huzurunda hesaba çekileceklerdir. Birçok kimse bu gerçeği görmezlikten gelip inkâra sapar. Onlar Allah’a karşı üstlendikleri kulluk andını tutacak yerde yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Böyleleri hüsrana uğrayacaklardır âyet 27-29. İnsanları kendi yaratılış sebepleri üzerinde düşünmeye sevkeden bu âyetler ilk insanın yaratılışını merak konusu yapar. Bundan sonraki âyetler bu merakı gidermeye yöneliktir. Âdem yeryüzünde halife olarak yaratılmış, bilgi edinme yeteneğiyle donatılmış ve kendisine isimler öğretilmiş, bu özelliğiyle de meleklere üstün tutulmuştur. Bununla beraber eşiyle birlikte yedikleri yasak meyve yüzünden günah işlemişler ve cennetten çıkarılmışlardır. Sonra Allah yine de onlara acımış, tövbe etmeyi öğretmiş ve her ikisini de bağışlamıştır âyet 35-39. Bu âyetler, yahudi ve hıristiyanların ilk günah bk. ASLÎ GÜNAH hakkındaki nazariyelerinin vahiy temelinden yoksun, asılsız bir iddia oluğunu ortaya koyar. Aslında bağışlanmış olan bir günahın nesilden nesile sürüp gittiğini akıl ve mantık da kabul etmez. Burada anlatılmak istenen şey, Âdem ile Havvâ’nın şeytana ve nefislerine uyup günah işlemeleri, sonra tövbe edip bağışlanmaları şeklinde kendini gösteren bu iniş ve çıkışların onların soyundan gelen herkes için daima mümkün ve muhtemel olduğudur. Allah’ın emirlerine uymak ve şeytanın fitnesinden sakınmak konusunda Âdemoğulları’na dikkatli ve iradeli olmaları gerektiği yolunda bir uyarıdır. Allah’a inanan, O’ndan bağışlanma dileyenler için korkuya mahal yoktur; çünkü onlar bağışlanacaklardır. Korkması gerekenler, inkâr edenler ve inkârda direnenlerdir; çünkü onlar ateşte süresiz kalacaklardır. Sûrenin bundan sonraki âyetleri 40101, bir insanın hayatında görülebilen iniş ve çıkışların kavimlerin hayatında da görülebileceğini anlatmak üzere yahudilere eski şanlı geçmişlerinden bazı önemli olayları hatırlatır. Hz. Yakūb’un soyundan gelmeleri, Tevrat hidayetine ve tevhid inancına sahip olmaları kendileri için büyük bir nimet ve üstünlük sebebidir. Mısır’daki kölelikten de Allah’ın yardımıyla kurtuldular. Çölde susuz kaldıkları zaman suya, açlık tehlikesi karşısında bıldırcın akınına ve kudret helvasına kavuştular. Allah’ın bunca nimetlerine karşılık hemen her defasında yine de kendi kurtarıcılarına karşı gelmekten, peygamberlerini üzmekten, hatta bazılarını öldürmekten geri kalmadılar. Daha kötüsü, Mısır’daki eski efendilerinin taptığı kutsal Apis öküzünün bir benzeri olan altın buzağı heykeline tapmaya başladılar. Oysa Allah’tan başkasına tapmayacaklarına dair kesin söz vermişler ve and içmişlerdi. Allah’a verdikleri sözü tutmadılar, nimetlere nankörlük ettiler. Allah’ın kurban edilmesini emrettiği o ineği kesmemek için çok direndiler. Her seferinde bir başka bahane ile geldiler, söz konusu ineğin daha başka hangi özellikleri bulunduğunu sordular. Nihayet onun hiç çifte koşulmamış, parlak altın sarısı, iyi gelişmiş ve görenleri imrendirecek güzellikte bir inek olduğu kesinleşti. Kendi cinsinin bütün üstün özelliklerini taşıyan bu yaratık beden yapısı ile kutsal Apis öküzünü andırıyor, altın sarısı rengiyle de yahudinin altına karşı duyduğu sevgiyi temsil ediyordu. Bu iki sebepten dolayı mutlaka kesilmesi, kurban edilmesi gerekiyordu. Ancak böyle bir kurban sayesinde onlar esaretle geçen eski Mısır günlerinin etkisinden kurtulacaklardı. Yine ancak bu özellikte bir kurban sayesinde altına karşı düşkünlükleri biraz engellenmiş olacaktı. Sonuçta istemeye istemeye böyle bir kurbanı bulup kestiler. Hani neredeyse ondan vazgeçiyorlardı. Hz. Peygamber hicretin hemen ardından Medine’deki bazı yahudi kabileleriyle dostluk antlaşması imzaladı. Putperestliğe karşı vereceği mücadelede onların desteğini sağlamak, en azından onların karşısına çakmalarına engel olmak istiyordu. İşte Bakara sûresinin yahudilerle ilgili olan bu bölümleri, Hz. Peygamber’in yahudi cemaatleriyle ilişkiye girdiği sıralarda nâzil olmuştu. Bu sebeple Bakara sûresindeki “ehl-i kitap” tabiri daha çok yahudiler için geçerli olup müslümanların hıristiyan cemaatlerle ilişki kurmaları Uhud Savaşı’ndan sonra, İslâmiyet’in Medine dışına yayılmaya başlamasıyla mümkün olmuştur. Bu ilişkiler bundan sonraki Âl-i İmrân sûresinde söz konusu edilecektir. Hz. Peygamber, aradaki yazılı antlaşmalara rağmen Medine’deki yahudi müttefiklerinden beklediği desteği göremedi. Onlar hemen her hadisede müşriklerle birlik olup müslümanları arkadan vurmaya çalıştılar. Oysa kendi kitapları olan Tevrat’ı tasdik eden Kur’an’a herkesten önce inanmaları gerekiyordu. Çünkü vahyi, peygamberin kim olduğunu, hatta gelecek olan peygamberin bazı özelliklerini biliyorlardı. Bütün bunlardan dolayı sûrenin 41. âyeti onlara, “Bari inkâr edenlerin ilki siz olmayın!” şeklinde sitem etmektedir. “Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa yine kendi içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu inanmazlar” âyet 100. Yahudilerin vaktiyle kendi peygamberlerine karşı da aynı hırçın ve dönek tutumu sergilediklerini bildiren ve bunu canlı misallerle gözler önüne seren bu âyetler, onların ne kadar güvenilmez insanlar olduklarını ortaya koyar. Fâtiha sûresindeki “gazaba uğramış olanlar” ifadesinin bir bakıma gerekçesi ve tefsiri sayılan bu âyetlerde müslümanlara yahudinin karakter yapısını tanıtma hedefi güdülmüş olduğu söylenebilir. Ancak esas hedefin bundan da ötede bir mesajı gözettiği kesindir. O da müslümanların kendi peygamberlerine karşı gösterecekleri davranışlarda yahudilere benzememeleri gereğidir. Çünkü onlar, “İşittik ve isyan ettik” dediler âyet 93. Halbuki müminler, “İşittik ve itaat ettik” demek durumundadırlar âyet 285. Onlar Allah’ın kitabını bir yana bırakıp başka yollarla hidayet aradılar. Hz. Süleyman’ın, hükümranlığını sihir vasıtasıyla elde ettiği yolunda şeytanların uydurup yaydıkları sözlere tâbi oldular. Peygamberler hakkında saygısızlık ifade eden düşünce ve sözlerden uzak durmayı ihtar eden âyetlerden âyet 102-104 sonra yahudi ve hıristiyanların dinde üstünlük iddialarının ve yalnızca kendilerinin cennet ehli oldukları yolundaki kanaatlerinin yanlışlığı vurgulanır. Halbuki, “Özünü iyilikle ve samimiyetle Allah’a yöneltenlere rableri katında daima mükâfat vardır” âyet 112. Önemli olan da doğuya veya batıya yönelmek değil her yerde Allah’ın kudretini görebilmektir âyet 115. Bu âyet ve bundan sonraki âyetler, kıblenin Kâbe yönüne çevrilmesi için gerekçe anlamı taşır. Zaten o bina, birer peygamber olan İbrâhim ve oğlu İsmâil tarafından yalnızca Allah’a ibadet için yapılmış mübarek bir evdir. İbrâhim’in duası, kendi soyundan Allah’a inanmış insanların gelmesi ve yoldan çıkanları uyarmak üzere Allah’ın onlara kendi içlerinden peygamberler göndermesi şeklindeydi. Yakūb da ölüm döşeğinde çocuklarından, ataları İbrâhim’in dinine bağlı kalacakları hususunda söz almıştı. “Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız da sizindir. Onların yaptıklarından siz sorguya çekilmeyeceksiniz” âyet 134, 141. Allah’ın bir yeri kıble yapması, yalnızca Peygamber’e uyanlarla uymayanları belli etmek içindir âyet 143. İlk zamanlarda müslümanlar namazda yahudilerin kıblesi olan Kudüs’e yöneliyorlardı. Yahudiler bu durumu istismar ediyor, onları kendilerini taklide özenen basit insanlar gibi görmeye ve göstermeye çalışıyorlardı. Hem bu istismarı önlemek, hem de ibadetin şu veya bu yöne değil doğrudan Allah’a yapılmasındaki önemi göstermek üzere âyet, Hz. Peygamber’in ve bütün müslümanların bundan böyle namazlarında Mescid-i Harâm tarafına dönmelerini son bir defa daha tekrarlayarak hükme bağlar âyet 144 ve Allah’ın bir hükmü ortadan kaldırıp onun yerine bir başka hükmü koyabileceğini bildiren nesih âyetinin âyet 106 neye delâlet ettiğini kıblenin tahviliyle bilfiil göstermiş olur. Daha sonraki âyetler ise dindarlığın Allah’tan korkmak, O’nu çok çok anmak, O’nun yolunda can ve mal kaybıyla birlikte birtakım korkulara ve sıkıntılara katlanmak demek olduğunu bildirmekte ve Allah yolunda öldürülenlere ölü denemiyeceğini haber vermektedir âyet 151-157. Vahiy yoluyla gelen hidayeti bile bile inkâr edenlerin lânete uğrayacaklarını ilân ve ihtar eden âyetlerden sonra başta yahudiler olmak üzere bütün insanlığa şu çağrı yapılır “İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka tanrı yoktur. O rahmândır, rahîmdir” âyet 163. Ardından gelen âyetler, muameleler ve yiyecekler hakkında helâl ve haramı bildiren tâlimatlar mahiyetindedir. Bunlar sırasıyla kısasta hayat olduğu, ölüme bağlı bir tasarruf olan vasiyetin geçerliliği, ramazan orucunun farz kılınması, haksız kazançların haram oluşu, savaş yasağı bulunan haram aylar* içinde de olsa Mekke’de saldırıya uğrayan müslümanların buna karşılık verebilecekleri, bununla beraber tehlikeye atılmanın doğru olmayacağı, hac ve haccın sağlayacağı barış ve bunun faydaları hakkındaki âyetlerdir. Peygamberler insanları uyarmak ve aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için gönderilmişlerdir. İnfakın en başta anaya ve babaya iyilik demek olduğu bilinmelidir. Savaş bazan kaçınılmaz olur; hoşa gitmeyen şeyler çok defa insan hakkında hayırlı sonuçlar doğurabilir. Aslında zulüm ve fitnenin sürüp gitmesi savaştan daha büyük tehlikedir. Putperest bir kadınla nikâh câiz değildir. Evlilik, nesep, süt kardeşliğinin müddeti, boşanma ve iddet*le ilgili âyetlerden sonra korku zamanında ve binek üstünde namazın nasıl kılınacağı açıklanmaktadır. İsrâiloğulları’ndan bazı heyetlerin önce nasıl hararetle savaş istedikleri, daha sonra ondan nasıl yüz çevirdikleri hatırlatılmaktadır. Savaş zaruret olduğu zaman ondan kaçmamak, azimle direnmek ve sebat etmek gerekir. Çünkü, “Allah eğer insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savmamış olsaydı yeryüzü altüst olurdu” âyet 251. Bütün bunlar Allah’ın vahiy yoluyla bildirdiği gerçeklerdir. Hiç şüphesiz Hz. Muhammed de Allah’ın peygamberlerinden biridir âyet 252. Allah peygamberlerini farklı özelliklerde yaratmış ve birbirlerine üstün kılmıştır. Ancak insanlar içinden birçoğu ilâhî gerçeklerin ve peygamberlerin değerini inkâr eder. Halbuki âhiret gününde hesap olduğunu ve ona hazırlanmak gerektiğini haber verenler de onlardır. İnsanlar hiçbir dostluğun, yardım ve alışverişin fayda vermeyeceği bir günde, kendisinden başka ilâh olmayan, kendisini uyku ve uyuklama tutmayan, göklerin ve yerin yaratıcısı, herşeyi bilen, kürsî*si yeri ve gökleri kaplayan, yüce arşın sahibi, hay* ve kayyûm* olan Allah huzurunda hesaba çekileceklerdir. Bununla beraber dinde zorlama yoktur. Çünkü artık doğrulukla eğrilik iyice açığa çıkmıştır. Allah inananların yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır âyet 253-257. Hidayetin, her şeyden önce Allah hakkında sağlam bir itikada sahip olmakla ve bunun da ancak peygamberlere gelen vahiyle mümkün olacağını bildiren bu âyetlerden sonra, Hz. İbrâhim’in, Allah hakkında kendisiyle münakaşaya tutuşan birini nasıl susturduğunu ve ölülerin dirileceği konusundaki inancının mûcize yoluyla nasıl pekiştirildiğini bildiren âyetlerin gelmesi çok anlamlıdır. Bunu takip eden âyetler hesap gününe nasıl hazırlanılacağını, bunun için ne gibi iyiliklerin yapılıp hangi yasaklardan sakınmak gerektiğini bildirir. Gönül okşayıcı güzel sözün başa kakılan iyiliklerden daha değerli olduğu haber verilir. Fakirlerin ve yardıma muhtaç olanların kayırılıp gözetilmesini emreden âyetlerden sonra bu kısım, bütün Kur’an’ın en son nâzil olan âyeti olduğu rivayet edilen, “Allah’a döndürüleceğiniz o günden sakının! Zira o gün herkese hak ettiği mutlaka verilecek ve kimse haksızlığa uğramayacaktır” âyetiyle noktalanır âyet 281.
Meal Ayet Arapça كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّ۪نَ مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۖ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ ف۪يمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَمَا اخْتَلَفَ ف۪يهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۚ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِه۪ۜ وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ Türkçe Okunuşu * Kâne-nnâsu ummeten vâhideten febe’aśaAllâhu-nnebiyyîne mubeşşirîne vemunżirîne veenzele me’ahumu-lkitâbe bilhakki liyahkume beyne-nnâsi fîmâ-ḣtelefû fîhic vemâ-ḣtelefe fîhi ille-lleżîne ûtûhu min ba’di mâ câet-humu-lbeyyinâtu baġyen beynehums fehedaAllâhu-lleżîne âmenû limâ-ḣtelefû fîhi mine-lhakki bi-iżnihik vaAllâhu yehdî men yeşâu ilâ sirâtin mustekîmin 1. Ömer Çelik Meali İnsanlar, başlangıçta aynı dine inanan tek bir ümmetti. Sonra kimi iman kimi inkâr ederek anlaşmazlığa düştüler de Allah onlara, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdi. Anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hakem olması için o peygamberlere dinî gerçekleri içeren kitaplar indirdi. Ancak Ehl-i kitap, kendilerine apaçık gerçekler geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden o gerçek hakkında anlaşmazlığa düştüler. Sonra Allah, kendi iradesiyle, onların anlaşmazlığa düştükleri konuda, iman edenlere doğru yolu gösterdi. Allah, dilediği kimseyi dosdoğru yola eriştirir. 2. Diyanet Vakfı Meali İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir. 3. Diyanet İşleri Eski Meali İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir. 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali İnsanlar tek bir ümmet idi Ayrılmaları üzerine Allah rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere Peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile kitab indirdi ki nas arasında ıhtilâf ettikleri noktada hakem olsun, bunda da sırf o kitab verilenler kendilerine bunca beyyineler geldikten sonra tuttular aralarındaki ihtiras yüzünden ıhtilâfa düştüler, bunun üzerine Allah onların ıhtilâf ettikleri hakka izni ilâhîsiyle bu iyman edenleri doğrudan doğru muvaffak buyurdu, öyle ya Allah dilediğini doğru yola çıkarır 7. Hasan Basri Çantay Meali İnsanlar bir tek ümmetdi kimi îmân etmek, kimi küfre sapmak suretiyle ihtilâfa düşdüler. Binâen'aleyh Allah rahmetinin müjdeciler i, azabının haberciler i olmak üzere onlara peygamberler gönderdi ve beraberlerinde — insanların ihtilâfa düşdükleri şeyler hakkında aralarında hüküm vermek için — hak ve gerçek kitablar da indirdi. Halbuki kendilerine apaçık deliller geldikden sonra birbirine karşı olan ihtiras ve hasedden ötürü ihtilâfa düşenler; o Kitab verilenlerden başkası değildir. İşte Allah böylece îman edenleri, kendi iradesiyle; hakkında ihtilâfa düşdükleri hakka gerçeğe ulaşdırdı. Allah kimi dilerse onu doğru yola iletir. 8. Hayrat Neşriyat Meali İnsanlar tek bir ümmet aynı din üzere idi daha sonra ihtilâfa düştüler; bunun üzerine Allah, müjdeleyiciler ve aynı zamanda korkutucular olarak peygamberler gönderdi ve hakkında ihtilâfa düştükleri şeyler husûsunda, insanların aralarında hüküm vermek için, berâberlerinde hak ile Kitâb indirdi. Ancak kendilerine onun o kitâbın verildiği kimseler, onlara apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki zulüm ve hasedden dolayı onda da ihtilâfa düştüler. Sonra Allah, o ehl-i kitâbın üzerinde ihtilâfa düştükleri hakka, îmân edenleri izniyle hidâyet eyledi. Çünki Allah, dilediği kimseyi hikmetine binâen kendi lütfundan dosdoğru bir yola hidâyet eder. 9. Ali Fikri Yavuz Meali İnsanlar iman üzere bulunan tek bir ümmet idi; sonra kimi iman etmek, kimi küfre varmak suretiyle ayrılığa düştüler de Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi; ve insanlar aralarında ayrlığa düştükleri şeyde hak üzre hükmetmek için, o peygamberlerle kitap gönderdi. Halbuki kendilerine açık deliller geldikten sonra aralarındaki zulüm ve hasedlerinden ötürü, ihtilâfa düşenler, o kitab verilenlerden başkası değildir. Onların hak hususunda ayrılığa düştükleri şeyde, Allah, kendi izni ile peygamberlere iman edenleri doğru yola hidayet buyurdu iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir. 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Nâs bir tek ümmet idi. Allah Teâlâ müjdeleyici ve korkutucu olan peygamberler gönderdi. Ve onlar ile beraber hakka müteallik kitap indirdi ki nâs arasında ihtilâf ettikleri hususa hükmetsin. Halbuki, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarında olan ihtirastan dolayı dinde ihtilâfa düşenler o kendilerine kitap verilenlerden başkası değildir. İmdi Allah Teâlâ imân edenleri ihtilâfa düştükleri hakka kendi irâde-i ilâhiyyesiyle ulaştırır. Ve Allah Teâlâ dilediğini doğru yola hidâyet eder. 11. Ümit Şimşek Meali İnsanlar tek bir ümmet idi. Sonra Allah, müjde veren ve uyaran peygamberler gönderdi; onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermeleri için, kitabı da hak ile indirdi. Oysa kitapta anlaşmazlığa düşenler, kendilerine kitap verdiklerimizden başkası değildi. Onlar da, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilâf ettiler. Allah ise, onların anlaşmazlığa düştüğü hakikate ulaşmaları için iman edenlere izin verdi. Zira Allah, dilediğini doğru yola ulaştırır. 12. Yusuf Ali English Meali Mankind was one single nation, and Allah sent Messengers with glad tidings and warnings; and with them He sent the Book in truth, to judge between people in matters wherein they differed; but the People of the Book, after the clear Signs came to them, did not differ among themselves, except through selfish contumacy. Allah by His Grace Guided the believers to the Truth, concerning that wherein they differed. For Allah guided whom He will to a path that is straight. Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Bakara Sûresi 213. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir.
İslam'ın 5 şartından ikincisi namazdır. Müslümanlar günde 5 vakit namaz kılar. Ancak namaz kılarken okunması gereken bazı dualar ve sureler vardır. Salli Barik namazlarda okunan dualardandır. Bu yüzden ezbere bilinmesi önemlidir. Namazların son rekatında Ettehiyyatü duasının ardından okunur. Öneri Allahümme Salli Duası Arapça OkunuşuAllâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün Salli Duası Türkçe AnlamıAllah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de Barik Duası Arapça OkunuşuAllâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün Barik Duası Türkçe AnlamıEy Allah'ım! İbrâhîm'e Aleyhisselâm ve âline bereketler ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Muhammed'e Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ve âline de bereketler ihsan eyle. Muhakkak Sen hamîd övülen ve mecîd'sin şanı büyük.Salli Barik Duaları Ne Zaman Okunur?Salli ve Barik duaları namazın son oturuşunda, selam vermeden önce okunan dualardır. Kuran'da ayet olarak geçmemesine rağmen namazlarda okunması Barik Salavat Mı?Salli ve Bârik duaları içerisinde Hazreti Peygambere salavat da geçen ve salavatın önemini de belirten dualardandır.
Bakara Suresi 8 9 ayet kimden bahseder?8. ayet İnsanlardan öyleleri vardır ki "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. 9. ayet Sözde Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda suresi neye iyi gelir?5 days ago Evlerde bolluk ve bereket için Bakara suresinin okumanın fazileti ile ilgili sahih hadis-i şerif kayanğında, ''Bakara sûresini okuyunuz; çünkü ona sahip olmak bereket, terketmek ise hasret ve pişmanlık sebebidir; ona sihirbazların güçleri yetmez” Müslim, “Müsâfirîn”, 252.Bakara suresi ne gibi konulardan bahseder?Sûrede başta iman esasları olmak üzere insanın yaratılışı, kıblenin değişmesi, namaz, oruç, hac, sadaka, boşanma, nesep, nafaka, borçların kaydedilmesi gibi pek çok konuya yer verilmiştir. Bunlar doğrudan doğruya veya dolaylı olarak dini ve dindarlığı ilgilendiren suresinin anlamı nedir?Sığır/İnek 67-71. ayetleri ile alakalıdır Bakara kelimesi Bakar'dan gelmektedir ki sığır demektir. Kelimenin sonundaki te, tekil için kullanıldığında bir tek sığır demek olur. Hicretin 1 ve 2. yıllarında Medine'de indiğine inanılır. Yalnız 281. ayetin Veda Haccı'nda, Mekke'de nazil olduğuna Suresi 8 ve 9 ayetler neyi anlatır?Bakara suresi 8– 9 ayetler – İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ''Allah'a ve ahiret gününe inandık'' derler. Onlar güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. … Alemlerin RAB'bı olan Allah'ı EN ve TEK makamına atamaktır Allah'a suresi 8 ayet Kim kime söylüyor?Kim, kime söylüyor? Cevap Erdemlik yüzünü Allah'a, ahiret gününe inananlar ,namaz kılıp zekat veren ve oruç tutan Suresi büyüyü bozar mı?Kur'an-ı Kerim'in en uzun suresi olan Bakara Suresinden bazı ayetleri okumak da büyünün bozulması için çok etkilidir. Özellikle Bakara Suresinin 1-2-3-4-5-163-164-255-256-257-285 ve 286. … Ayeti okumak da bir büyüyü bozmak için gereklidir. Büyüyü bozan bir başka sure de Enam Suresi olmaktadır.
bakara suresi 203 ayet okunuşu