Evangelista Torricelli (1608 – 1647) Açık hava basıncı üzerine yaptığı deneyleriyle tanınan İtalyan fizik ve matematik bilgini. Hava Basıncının varlığını ortaya koydu ve bunu ölçtü. Floransa’nın suyolcuları ümitsizlik içindeydi. Zira Dük’ün sarayına içme suyunu çıkaracak emme tulumbalar görevini yapmıyordu. Adveksiyon (Yatay Hava Hareketi) Sisi. Sıcak ve nemli havanın soğuk bir yüzey üzerine hareketiyle alt katmanların soğuyarak yoğunlaşması sonucu oluşur. Çoğunlukla kıyı bölgelerinde görülür. Örnek olarak Balkanlar’dan gelen soğuk hava kütlesinin Marmara Denizi üzerinden geçmesiyle oluşan sis tabakası gösterilebilir. Allah Teâlâ gökten indirdiği su ile yeryüzüne hayat verir. Bütün canlılar su ile hayatlarını devam ettirirler. Bu bakımdan insan için suyun önemi büyüktür. Yüce Allah Şûrâ sûresinde şöyle buyurur: “O, (insanlar) ümitlerini kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. Su nedir ve Suyun önemi Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünyamızın %70′ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Cevap Kara, hava ve suyun canlı yaşamındaki önemini araştıralım. konusunun kısa ve farklı cevapları için TIKLAYINIZ. Kara, hava ve suyun canlı yaşamındaki önemi tartışılmaz bir gerçektir. Hava sürekli olarak yaşamak için ihtiyacımız olan 1 dakika bile olmazsa hayatımız kaybedeceğimizi unutmamak gerekmektedir. GwRSSJ. Doğanın hepimizin yaşamı ve sağlığı üzerinde doğrudan ve dolaylı katkıları olduğunu biliriz, ama kent yaşamındaki koşturmalarımız sırasında bunu düşünmeye pek vakit ayırmayız. Bu belki, bir yandan kent yaşamının insanları yeşilden tamamen uzaklaştırması ve öte yandan doğal çevreyi hep varsaymamızdan ve “olmazsa ne olur”u hiç düşünmememizdendir. Ancak, son yıllarda sıkça, doğal felaketler ve küresel ısınma iklim değişikliği haberlerini duymaya ve doğada bazı şeylerin yolunda gitmediğini fark etmeye başladık. Yine de, doğada ne gibi değişiklikler oluyor, 25-30 yıl sonra neler olacak ya da insanı dünyada nasıl bir son bekliyor gibi sorularla pek ilgilenmiyor ya da hala tam olarak anlayamıyoruz. Bilim insanları, herkesin “doğal felaketler” olarak adlandırdığı aşırı yağış, sel baskınları, kasırgalar ve hortumlar ya da aşırı sıcaklar, kuraklık ve çölleşmenin doğal olarak değil; insanoğlunun faaliyetleri sonucu meydana geldiğinin altını çiziyorlar. Bilimsel araştırmalar ve yayımlanan raporlar bu felaketlerin dünyanın doğal kaynaklarının aşırı tüketimi ve kirlenmesi nedeniyle meydana geldiğine işaret ediyor. Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de insanlar bir yandan şehirlere göç etmeye devam ediyor; diğer yandan şehirlerde kalabalık, işsizlik, fakirlik, kirlilik ve trafik sorunlarıyla boğuşuyor. Aşırı nüfus, çığ gibi büyüyen tüketim alışkanlıkları, daha çok ev inşaatı, daha çok enerji kullanımı ve daha çok atık üretimi doğal kaynakları ve şehitleri tehdit ediyor. Bu konuda İstanbul, en çarpıcı örnek Nüfusu çok hızlı artıyor, Türkiye’nin en kalabalık şehri, ülke nüfusunun %20’sini barındırıyor. Aşırı nüfus, yapılaşma, sanayileşme ve araç trafiği nedeniyle kirlilik artarak devam ediyor. Şehrin su, orman ve diğer doğal kaynakları korunamıyor, hızla azalıyor. Şehri çevreleyen son yeşil alanlar da, üçüncü köprü ve hava alanı gibi devasa inşaatlar ve Kanal İstanbul gibi çılgın projeler nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Böyle giderse, mevcut sorunların artarak İstanbulu yaşanmaz bir şehir haline getirmesi kaçınılmaz. Bu noktada, İstanbul’u yönetenlere ve yönetmeye talip olanlara sormak gerekiyor Şehrin doğal kaynaklarının kaç milyon kişiye yetebileceğini ya da başka bir ifadeyle, taşıma kapasitesinin ne olduğunu biliyor musunuz? Taşıma kapasitesi, bir yerin fiziksel çevresi ile onun biyolojik açıdan kaç kişiyi besleyebileceğini belirler. Artan sosyal, insan sağlığı ve çevre sorunlarıyla İstanbul, bu gidişle nereye kadar dayanabilir? Yöneticilerin yanı sıra, İstanbul’da yaşayan herkesin de şehrin sorunlarına kafa yorması ve sorunların çözümünü desteklemesi gerekiyor. Asıl çözüm; İstanbul’da doğal çevreyi daha iyi koruyan şehir planlama çalışmaları yapılması, şehrin yeşil alanları ve doğal kaynaklarının mutlak korunması, yenilenebilir enerji ve toplu taşıma sisteminin geliştirilmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesinde yatıyor. Bu amaçla yapılması gerekenlere aşağıdaki gibi açıklanabiecalc-dims="1" /> 3. İstanbul’da küresel ısınmaya karşı gerekli önlemler alınmaya başlanmalıdır Son yıllarda doğa bize doğal kaynaklarımızın daha akılcı ve sürdürülebilir kullanılması gerektiğini gösteren yeteri kadar işaret veriyor. Her yaz sıcaklar biraz daha dayanılmaz oluyor, bu nedenle daha çok binaya, daha çok klima çok klima, daha çok elektrik kullanımı ve binalardan dışarıya daha fazla sıcaklık ve karbon salımına neden oluyor. Bu kısır döngüye karşı alınacak en iyi önlem, İstanbul’un mevcut yeşil alanlarının korunması ve artırılmasıdır. Yeşil alanlar ve doğal kaynaklar küresel ısınmaya karşı şehirlerin sigortasıdır. Avrupa’da yapılan araştırmalar, şehirlerdeki yeşil alanların cankurtaran görevi gördüğü ve şehri aşırı ısınmaktan koruduğunu gösteriyor. Küresel ısınma, yalnızca aşırı sıcak dalgaları ve kuraklık ile değil; aşırı yağış ve sel baskınlarıyla da kendini gösteriyor. Yağmur suları şehirlerde asfalt ve beton kaplı toprağa ulaşamıyor, yeraltında depolanamıyor; onun yerine kanalizasyona karışıyor. Sık tanık olduğumuz gibi, aşırı yağışlar sonucu şehirlerin yetersiz altyapıları çöküyor, kanalizasyonlar taşıyor, su baskınları ve seller meydana geliyor. Eğer, betonlaşma nehir yatakları ve sulak alanlarda ise, sonuç çok daha büyük felaketlere yol açıyor. Buna karşın, bitki örtüsüyle kaplı yeşil alanlar, yağmur sularının yeraltına süzülmesini sağlıyor, bitkiler ve diğer canlılar için depoluyor ve aşırı yağışlarda üzerinden akıp giden suyun hızını azaltıyor. 4. Toplu taşıma sistemi geliştirilmelidir Daha fazla yol ve köprü inşaatı, daha fazla araç ve dolayısıyla daha fazla zehirli egzoz gazının karbondioksit vb. havaya karışması anlamına geliyor. İstatistiklere göre, küresel ısınmaya neden olan karbondioksit salımının yaklaşık beşte biri, karayolu araç trafiğinden kaynaklanıyor. Günümüzde ne kadar araba bağımlısı olduğumuzu düşünürsek, herkesin özel aracını kullanırken ya da yeni araba satın alırken bu konuda hassas ve sağduyulu davranması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Temiz hava ve temiz su talebi hepimizin en doğal hakkı. İstanbul’da hava ve su kalitesini artırmak ve korumak amacıyla gelişmiş ülkelerde uygulanan bazı önlemlerin alınması elzemdir örneğin taşıtların giremediği daha fazla yaya bölgelerinin oluşturulması; taşıt kullanımını azaltmaya yönelik yatırımların yapılması; yürüyüş ve bisiklet yollarının yaygınlaştırılması; bazı Avrupa kentlerinde olduğu gibi, yılda bir kez “arabasız gün” etkinliğinin düzenlenmesi; taşıtların egzoz gazı kontrol sisteminin daha iyi düzenlenmesi; havayı daha çok kirleten ve eski taşıtların trafikten men edilmesi vb. 5. İstanbul’da yaşayanlar ve kamuoyu bilgilendirilmelidir Toplumun her kesimine çeşitli vasıtalarla STK’lar, okullar, medya vb. ulaşarak ağaçların, ormanın ve her türlü yeşil alanın önemi vurgulanmalı ve yeşilin azalmasının tehlikeli sonuçları anlatılmalıdır. Günümüzde açık havadaki faaliyetlerimiz son derece sınırlı. Çoğunlukla binaların içinde, dört duvar arasında, TV ve bilgisayar karşısında bir yaşam sürdürüyoruz. Bu durum -insanoğlunun hayatını on binlerce yıl kırsalda sürdürdüğünü düşünürsek- insan doğasına aykırıdır. Zaten, son yıllarda büyük artış gösteren obezite, kalp, şeker ve kanser hastalıkları ile ruh/akıl hastalıkları da bunun bir sonucudur. Üstelik, sürekli kapalı mekanlarda kalarak; bina, mobilya, temizlik ve güzellik malzemelerinde kullanılan zehirli maddelerle daha çok temas ettiğimizi de hatırlatalım. Avrupa’da yapılan testlerde, insan kanında bu tür insan yapımı kimyasallara rastlandığı bildirilmektedir. Sonuç olarak, kapalı yerlerden ya da trafikten çok; mümkün olduğu kadar parklar ve yeşil alanlarda vakit geçirmeye ve güneş ışınlarından daha fazla yararlanmaya çalışmalıyız. Çarpık kentleşen ve giderek sağlığını kaybeden bir şehir olarak, İstanbul’da artık her metrekare yeşil alan büyük önemi taşıyor. Bundan sonra, İstanbul’un sağlığını koruması için değil, iyileşmesi için neler yapılması gerektiğini konuşmamız gerekiyor. İstanbul’un daha fazla betonlaşmaya ve ticari yatırımlara tahammülü kalmadı. Yaklaşan yerel seçimleri bir fırsat olarak değerlendirerek, İstanbul’u yönetenlere ve yönetmeye aday olanlara, İstanbul’un biyolojik zenginliği ve doğal güzelliğinin korunması ve iyileştirilmesi konusunda endişelerimizi duyuralım. Daha fazla yeşil alan ağaçlar, parklar, açıklıklar vb.; daha boş yollar; daha az petrol/kömür/doğal gaz tüketimi ve buna bağlı olarak havası ve suyu temiz, kaliteli bir kent talep edelim ve bu yönde hep birlikte çalışalım. fen bilimleri 7. Ünite gezegenimizi tanıyalım ünitesi sorularından biri aşağıdaki gibidir Canlıların yaşamı için kara, su ve hava tabakasının önemi nedir? – Canlılar havasız yaşayamazlar. – Solunum için canlılar oksijene ihtiyaç duyarlar. Havadaki oksijen, suya ve toprağa geçer, buradaki canlılarda oksijen kullanırlar. – Yeşil bitkiler, kendi besinlerini üretirken fotosentez havadaki karbondioksiti kullanır ve oksijen üretirler. – Havanın azotu bazı bitkiler tarafından, bakterilerin yardımıyla alınır protein yapımında kullanılırlar – Havadaki su buharı tüm canlılar için gereklidir. -Canlılar için gereken fiziksel olayların gerçekleşebilmesi için su lazımdır. -Canlıların doğadaki döngüleri için üretici olan bitkiler olmazsa hiçbir canlı grubu olamaz. Bitkinin yaşayabilmesi için de kara tabakası lazımdır. Çevremize baktığımızda her detayın, dünya üzerinde yaşamın oluşması için özel olarak yaratılmış olduğunu fark ederiz. Molekül seviyesine indiğimizde ise bu özel yaratılış kendisini daha açık ve benzersiz şekilde gösterir. Gözle görülmeyen atomların bir araya geldikleri dünyada, herşey kusursuzdur. Bu kusursuz sistemdeki özel yaratılışa verilebilecek örneklerden biri de, karbon elementidir. Karbonu canlılık için önemli bir şart haline getiren, bu molekülün yeryüzündeki hemen hemen her şeyin, arabamızın lastiklerinden bilgisayarımıza, kullandığımız doğal gazdan selüloza, yediğimiz etten hücrelerimizin içindeki DNA’ya kadar temelini teşkil eden bir element olmasıdır. Karbon, canlılar için en hayati elementtir. Çünkü bütün canlı maddeler karbon bileşiklerinden oluşmuşlardır. Yüce Allah, dünyada su döngüsü kadar yaşamsal öneme sahip diğer hassas bir dengeyi karbon döngüsü üzerinde kurmuştur. Karbon atomları, canlılar, okyanuslar, atmosfer ve yer kabuğu arasında sürekli olarak taşınırlar. Karbon döngüsü olarak bilinen bu mekanizma ile karbon molekülleri dünya var olduğundan beri birçok kez kullanılmıştır. Bu, vücudumuzdaki bir karbon atomunun, yüzyıllar önce bir bitkinin yanmasından ortaya çıkmış olması ve biz öldükten sonra bu karbon atomunun fotosentez işlemi sırasında bir bitkinin parçası olabileceği anlamına gelir. Karbonun en önemli özelliği ise, depolanma, değiş-tokuş, büyüme, çürüme, solunum ve yanma olmak üzere bir dizi işlem sonucu, Yüce Allah’ın dünyayı yarattığı günden beri kusursuz bir denge içinde olmasıdır. Rabbimiz yaratışındaki üstünlüğü bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir “… Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır.” Talak Suresi, 3 Karbondioksit Fazlası Nasıl Oluşur? Atmosferdeki karbonun büyük bir kısmını depolayan ormanlar ve fosil yakıtları, insan müdahalesiyle yakılarak atmosfere verilir. Ormanların kesilmesi karbonun en önemli depo alanını ortadan kaldırır. Bilimsel araştırmalar, Sanayi Devriminin gerçekleştiği yaklaşık 150 yıldan beri atmosferdeki karbondioksit oranının arttığını ve kullanım bu hızla sürerse gelecek 100 yıl içinde karbondioksit oranının 2-3 misli artacağını göstermektedir. Atmosferde Karbondioksit Fazlası Olursa Ne Olur? Karbondioksit, atmosferi oluşturan su buharı ve diğer birçok gazla birlikte, Dünya’ya sera etkisi yaparak soğumasını önlemekte ve yeryüzünü ortalama 14 derece sıcaklıkta tutmaktadır. Fakat son 150 yıldan beri artan karbondioksit oranı Dünya’nın %30 oranında ısınmasına neden olmuştur. Ancak bu noktada ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır. Çünkü yapılan hesaplar insanoğlunun yılda 8 milyar ton olarak verdiği karbondioksitin yarısının yok olduğunu göstermektedir. Karbondioksit, yüzyılın en büyük tehlikesi olarak kabul edilen küresel ısınmanın başrol oyuncularından biri olarak kabul edildiği halde iklim değişiklikleri beklenildiği oranda korkunç boyutlara ulaşmamaktadır. Dünya zehirli gazlarla dolu solunamaz bir havaya sahip olmamaktadır. Karbondioksit Fazlası Nasıl Yok Olur? Arabalarımızın egzozları, evlerimizin bacaları, yangınlar, kullandığımız lamba, buzdolapları ve soğutucular… İnsanlar her yıl atmosfere çeşitli kullanımlar sonucunda toplam 8 milyar ton karbondioksit gazı gönderirler. Peki atmosfere karışan karbon nereye gider? Nasıl olur da havasızlıktan zehirlenip ölmeyiz? İnsanların; en önemli karbon depolama alanı olan ormanları ve enerji ihtiyacını karşılamak için kullanılan fosil yakıtlar sonucu fazladan açığa çıkan karbonun oluşturabileceği muhtemel zararlar, yaratılmış mucizevi tedbirlerle önlenmiştir. Yüce Allah’ın sonsuz rahmetinin bir göstergesi olarak ormanlar, çayır alanları ve okyanuslar, canlılar soludukça ve çürüdükçe ortaya çıkan karbonun yarısını emerek sıcaklıklardaki aşırı artışı ve atmosferdeki karbondioksit gazı birikimini engellerler. Bitkiler Araştırmacılar dünya üzerindeki kıtaların büyük bir kısmını barındıran, bu sebepten daha fazla insanın yaşadığı kuzey yarım kürede karbondioksit gazının daha fazla biriktiği düşüncesiyle bu konuya yoğunlaşmışlardır. Fakat yapılan ölçümler, kuzey ve güney yarımküre arasındaki karbondioksit gazı farkının çok da fazla olmadığını ortaya çıkarmıştır. Çünkü kuzey yarım kürede yoğun olarak bulunan ormanlık alanlar, açığa çıkmış olan karbon gazını fotosentez işleminde kullanmakta ve bu işlem sırasında ortaya çıkan oksijen de atmosferi temizlemektedir. Burada Yüce Allah’ın her şeyi bir ölçü ile yarattığı gerçeği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Normalde açığa çıkan yüksek karbonun çözümlenmesinin ardından ortaya çıkacak oksijen oranının artması ve canlı yaşamının imkansız hale gelmesi beklenirdi. Ancak karbondioksit okyanusta çözüldüğünde atmosfere oksijen eklenmediği için havadaki oksijen oranı sabittir. Dolayısıyla sadece bitkilerden gelen oksijen ile atmosferdeki gazlar dengelenir. Şüphesiz yaşamımızı devam ettirmemizi sağlayan bu detaylı ve kusursuz sistemi yaratan Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’tır. “Gece ile gündüzün art arda gelişinde veya aykırılığında, Allah’ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları belli bir düzen içinde yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır.” Casiye Suresi, 5 Okyanuslar Yılda yaklaşık iki milyar tonun üzerindeki karbon, okyanuslar tarafından emilir. Bitkilerin daha hafif olan “karbon 12” içeren gazları kullanmaları ve bu durumda “karbon 13” gazının atmosferde birikmesine rağmen okyanusların karbon gazı konusunda seçici olmaması, atmosferin temizlenmesinde önemli bir rol oynar. Karbondioksit özellikle soğuk okyanus sularında kolayca çözünürken deniz bitkileri hızla çözünmüş karbonla beslenerek, büyümekte ve bunları yiyen deniz canlılarının ölüp denizin dibinde birikmesi ile karbon deniz altında depolanmaktadır. Karbon Dengesi Olmasaydı… Yüce Allah bir Kuran ayetinde gökleri ve yeri Kendi kudreti altında tuttuğunu şöyle haber vermiştir “Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye her an kudreti altında tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi’nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim’dir, bağışlayandır.”Fatır Suresi, 41 İşte doğadaki karbon dengesinin bozulmasının getireceği sonuçlar İklimde kavurucu sıcaklar, şiddetli fırtınalar, düzensiz yağışlar gibi değişiklikler olabilirdi. Çöller genişleyebilir, mercan resifleri yok olabilir, dünyanın bir bölümü ısınırken, bir bölümü hiçbir canlının yaşayamayacağı oranda dondurucu soğuklara maruz kalabilirdi. Her iki durumda da canlıların yaşaması güçleşirdi. Okyanus sularının ısınması daha az karbondioksitin çözülmesine neden olurdu. Bu, okyanus bitkilerinin büyüyememesi ve balinalardan küçük deniz canlılarına kadar bitkilerle beslenen pek çok canlının yaşamının tehdit altına girmesi anlamına gelirdi.. Dünya ısınırsa bitkiler emdikleri karbondan daha fazlasını atmosfere geri gönderirlerdi. Bu durumda atmosferdeki karbondioksit oranı artar, oksijen oranı azalır, yaşam sona ererdi. Bu örneklerden de anlaşıldığı üzere karbon döngüsü bize evrende çok üstün ve detaylı bir yaratılış olduğunu göstermektedir. Önemli olan, evrendeki kusursuz düzeni ve Yüce Allah’ın eşsiz sanatını görmek, Rabbimiz’e her an her saniye muhtaç olduğumuzu kavramak ve O’nun büyüklüğünü takdir etmektir. Bir ayette Allah’ın tüm kainattaki hakimiyeti şöyle bildirilmiştir “Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra işler, sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir.” Secde Suresi, 5 Karbonun, tüm canlı yaşamı için özel olarak yaratıldığı açıktır. Allah, nimetini hazır olarak insanlara sunmuş, kusursuz bir döngü yaratmıştır. Evrendeki bütün canlılar ve maddeler, Yüce Rabbimiz’in üstün yaratışının bir delili ve ayetidir “Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir.” Bakara Suresi, 117 Yüce Allah’ın Yarattığı Hassas Karbon Döngüsü Doğadaki Karbon Kaynakları Karbon hava, toprak ve su arasında dolaşır. Gaz halindeki karbon, karbondioksit olarak atmosferde ve sularda erimiş haldedir. Su içeriğinde bulunan karbon, mercan resifleri ve suda yaşayan canlıların iç veya midye gibi kabuklu canlıların dış iskeletlerinde depo edilir. Karadaki karbon, kireçtaşları, dolamitler gibi kayalar ve kalkerli kabuklar, turba toprakları kuzey ve güney kutbu ve yakın çevresinde yaklaşık olarak 60 m’lik kısmı donmuş topraklar petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtlarda bulunur. Karbon, canlı organizmaların kimyasal yapısının vazgeçilmez bir bileşeni olduğundan canlılar da bir karbon deposu durumundadır. Karbonun Canlı Yaşamındaki Önemi Nedir? Karbon yaklaşık olarak 1,7 milyon kadar bileşik yapabilmektedir. Hücre zarından ağaç kabuğuna, göz merceğinden bir geyiğin boynuzlarına, yumurta beyazından yılan zehirine kadar son derece farklı organik yapıların hepsi, karbon temelli bileşiklerden oluşur. Karbon, hidrojen, oksijen ve azot atomlarıyla çok farklı geometrik şekil ve sıralamalarda birleşerek, son derece farklı maddeler meydana getirir. Doğadaki Bazı Karbon Oranları % Deniz suyu 0,0025 Hava 0,015 Tarım toprağı 1-2 Kireçtaşı 12 İnsan vücudu 18 Petrol 86 Kömür 92 Elmas 100 Balıklar Latince pisces poikloterm olan, neredeyse sadece suda yaşayan ve solungaçları ile solunum yapan, soğuk kanlı, yürekleri çift gözlü, çoğunun vücudu pullu, genellikle yumurta ile üreyen omurgalı hayvanlardır. Bazı türler canlı doğurarak ürer lepistes, kılıçkuyruk, moli Mesela tatlı su balıklarından Lepistes’in Poecilia reticulata yumurtaları anne karnında çatlar ve canlı doğum gerçekleşir. Çiklitgillerde ise kuluçka süresi dişinin ağzında gerçekleşir. Ağzında yumurtaları çeviren, mantarlaşmasını engelleyen dişi yumurtalar çatlayana hatta yavrular serbestçe yüzmeye başlayana kadar onları ağzındaki kesesinde korur. Balıklar su yaşamındaki en önemli varlıklardan bir tanesidir. İşte diğer balık nedir yazılarıBulunmuş olan en eski balık fosilleri 500 milyon yaşındadır. Günümüzün balıkları kıkırdaklı balıklar Chondrichthyes ve kemikli balıklar Osteichthyes olarak ikiye ayrılırlar. Bunlar gibi diğer iki grubu oluşturmuş olan placoder ısı zırhlı balıklar ve acanthodiinin dikenli köpek balıkları nesilleri 300-400 milyon yıl evvel tamamen tükenmiştir. balık nedirBir kulakçık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. Köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsalar da simetrik çiftler meydana balıklar çok gelişmiş olan göğüs yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su üstünde uçabilirler. Yaşadığı yerlerde su kuruduğu zaman balçığa gömülüp akciğer solunumu yapabilen, sürünerek gölden göle geçebilen, kısa bir süre havada uçabilen, elektrik ve ışık üretebilen çeşitli balık türleri mevcuttur. Balıkların pulları birbirleri üzerine kiremit gibi dizilmiş, kemiksi, kaygan ve antiseptiktir. Antiseptik mukus salgısı, üzerine yapışan bakteri ve sporları yok eder. Balık nedir olarakBalıkların harekette önemli rol oynayan değişik kuyruk tipleri mevcuttur. Çatallanmış kuyruk tipine “difiserk”, çatallı olup eşit parçalı olana “homoserk”, köpek balıklarında olduğu gibi çatalları eş olmayan kuyruk tipine de “heteroserk” omurgalı canlılar içerisinde sayıca en fazla olanıdır. Çalışmalarda balık türünün kadar olduğu günümüzde sportif ve akvaryumdaki değeri yanında büyük bir protein kaynağı olması ticarî değerini arttırmaktadır. Balıkların yeryüzündeki dağılımları o kadar geniştir ki, Antarktika sularında, sıcak tropikal sularda, acı sularda, tatlı sularda, ışığın ulaştığı dağ derelerinde veya insanların henüz ulaşamadığı oldukça derin ve karanlık sularda yaşayabilmektedir. Üç türlü beslenme görülür otobur, etobur ve hepçil. Yalnız çenelerinde değil, bütün ağız boşluklarında ve yutaklarında sıralanış ve şekil olarak birbirinden farklı birçok diş bulunur. Bu genelde beslenme şekillerine göredir. Bazılarında farinks yutak dişleri gelişmiştir. Yalnız mersin balıklarında ve demet solungaçlılarda diş organlarıTat alma organıBalıklarda tat alma cisimcikleri dudaklarda, farinkste, burun epitelinde, baş derisinde, bıyıkların uçlarında yerleşmiş olduğu gibi bazılarında da ağız içinde yerleşmiştir. Balıklarda dil yoktur. Olanlarında da gelişmemiştir. Sazanların ağzı içinde çok kalın kastan yapılmış yastık şeklinde bir yapı bulunur. Bu organ tat almaya yarar. Balıklar bazı maddeleri memelilerden daha iyi ayırt duyusuDokunma duyusunda bıyıkların rolü büyüktür. Bıyıklar tat almada etkili olduğu gibi, besin bulma ve dokunma organı olarak da görev baş, gövde ve yüzgeç derileri üstünde tomurcuk veya çukurcuklar halinde küçük duyu organları mevcuttur. İçlerinde sinir uçları dallanmış haldedir. Görevleri; yaklaşan düşmanı, sıcaklık değişimini, besin ve tuzluluğu hissetmektir. Duyuda yan organın da etkisi önemlidir. Bazı derin deniz balıklarının yüzgeç ışınlarında uzamış olan bazı kısımlarında duyu organları yer ve yan organ yanal çizgiBalıklarda dış ve orta kulak yoktur. İşitme organı bir kapsül içinde bulunan iç kulaktan ibaret olup, sudaki ses titreşimlerini idrak eder. Bu işitme organına “labirent” denir. İşitmede etkili olduğu gibi, dengenin sağlanmasında, ağırlık ve yerçekimi tespitinde de önemli rol oynar. İçlerinde kalsiyum karbonattan yapılmış “otolit” adı verilen cisimcikler de bulunur. Bazı balıklarda hava kesesinin ön kısmının her iki yanında iç kulakla ilişkili dörder adet kemikcik bulunur. “Weber cihazı” adını alan bu sistem ses dalgalarını ve basınç değişimini iç kulağa ileterek daha iyi işitmeğe yardım eder. Küçük frekanslı titreşimler, yanal çizgi sistemiyle idrak edilir. Bu, vücudun yanlarında derinin altında uzanan içi mukus dolu bir çift kanaldır. Belirli aralıklarla bu kanalı pulların arasından veya ortasından dışarı bağlayan yollar, bu yolların ucunda içinde sıvı ve sinir hücreleri bulunan bir torba vardır. Sudaki titreşimler bu sıvıya geçerek sinir hücreleri tarafından idrak edilir. Mesaj daha sonra sinirler vasıtasıyla beyne başka balığın hareketinin doğurduğu titreşimleri, yanındaki balık bu yolla duyar. Yan organ çok alçak frekanslı titreşimleri idrak edip işitmeye yardımcı olduğu gibi, su akıntısının yönünü, sıcaklık ve soğukluk farklarını da tespit eder. Yan organ işitmede de yardımcı olur. Ses ve basınç dalgalarını tespit edebilir. Kemikli balıklarda, vücudun her iki yanında solungaçlardan kuyruğa kadar duyusuBalıklarda burun nostril, solunum için değil, suda çözünmüş kimyasal maddeleri koklamaya yarayan bir duyu organıdır. Koku alma kapsülleri üst çene üzerinde bulunan bir çift veya bir adet burun çukuruna yerleşmiştir. Koku maddelerini taşıyan su burun deliklerine girip çıkarken, koklama kapsüllerini yalayarak sinirleri uyarır. Bu duyu köpek balıkları gibi bazı balıklarda çok kuvvetlidir. Köpek balıkları kan kokusunu yüzlerce metre uzaktan kesesiBalıkların suda batmadan durmasını sağladığı için önemlidir. Sindirim kanalının bir uzantısı olup, sırt tarafta torba şeklindedir. İçi CO2, O2 ve NO2 gazları ile doludur. Balığın yoğunluğunu, suyun yoğunluğuna göre ayarlar. Balık suda batmadan durmak için, içindeki gazı artırarak keseyi şişirir. Yüzerken havasını azaltır. Bazı balıklarda yüzme kesesi ikiye ayrılmıştır. Yüzme kesesi solunum, hidrostatik görev, ses meydana getirme ve bazı uyartıları hissetmede de etkilidir. Bütün balıklarda hava kesesi bulunmaz. Böyle balıklarda yağlı vücut ve göğüs yüzgeçleri batmalarına mani olur. Dip balıklarında yüzme kesesinin dışarıyla herhangi bir bağlantısı yoktur. Gaz özel bir sistemle hava kesesine doldurulur ve boşaltılır. Bu durumda karşımıza iki tip balık çıkmakta; Fizostom balıklar ve Fizoklist balıklar. Fizostom balıklarda hava kesesi yutakla bağlantılı olduğu için gaz girşi çıkışı sorun olmamaktadır ama Fizoklist balıklarda herhangi bir yutak bağlantısı olmadığından gaz giriş çıkışını “Rete Mirable” dediğimiz kılcal damar ağı yardımıyla olduğu bulunmuştur. Rete mirable mekanizmasında; gaz bezinden toplardamarlara laktik asit asit oksijen bağlanma yeteneğini düşürerek atardamarlarda yüksek kısmi oksijen basıncı oluşmasını olay tekrarlanarak tepe noktasındaki oksijen basıncının iyice yükselmesi sağlanır ve yüzme kesesinin içine diffüzyonla hava girişi olur. Kan damarlarındaki bu ters akımdan dolayı oksijen keseden dışarı yapılarıKas yapılarıÇoğu balık sırasıyla eşleştirilmiş olan ve omurganın her iki tarafındaki kasların uyumu ile hareket eder. Sırt yüzgeci, kuyruk yüzey alanını ve balığın hızını artırır. Birçok kemikli balık yüzme kesesi diye adlandırılan bir iç organa sahiptir ve bu organ değişik gazlar vasıtasıyla balıkların sudaki hareketlerini hakkında ilginç bilgilerDört gözlü balıkların gözleri ikiye bölünmüştür. Balık yüzeyin altında yüzdüğünde gözün üstü suyun üstünü, gözün altı suyun altını en çok bulunan balık, küçük tatlı su balığı olan ışıldakbalığıdır. Bilim adamları, ışıldakbalıklarının sayısının trilyonlara ulaştığını tahmin etmektedir. Ayrıca tatlısu balığının da birçok türü en uzun ömürlü balıkları 205 yıl yaşayabilen Rougheye kaya büyük balık balina köpekbalığıdır. Ağırlığı kiloyu geçebilmekte, boyu 16 metreye erişebilmektedir. Bu balık insanlar için zararsızdır, genelde yüzen planktonlarla küçük balık Trimmatom nanus, Hint Okyanusu’nda yaşayan bir kaya balığıdır. Tam büyüklüğe ulaştığında boyu yaklaşık 2 hızlı balık olan İngilizce black marlin İngilizce istiompax indica 130 km hıza kendi büyüklüğünün iki katını yutabilir. Ağızlarında, çenelerini çok açabilmeye olanak veren menteşe yapıları balık uçabilen bir balık olarak bilinmesine rağmen aslında süzülür. Bu balık, yan yüzgeçlerini kullanarak suyun yüzeyinden üç metre yayın, oksijeni soluyabilen özel yapıları sayesinde suyun dışında dört gün yaşayabilir ve yan yüzeylerindeki ayaksı yapılar sayesinde bir gölden başka bir göle SayfamızYoutube KanalımızAkvaristler Sosyal Medya Platformu Deniz kirliliği çevre kirliliğinin bir parçasıdır. Denizlerin dezavantajı, kara, nehir, göl, atmosfer gibi ortamlara atılan hemen hemen her tür kirleticinin bir şekilde denizlerde sonlanmasıdır. Malzeme üretim ve kullanımı ile enerji üretimi sonucu denizlere binlerce madde girmektedir. Bunların bir kısmı içlerinde klorür bulunduran pestisidler yapay radyoaktif maddeler, gibi insan yapısı olup denizlere tamamen yabancıdır. Diğer kısmı ise, denizlerde doğal olarak bulunan maddeler olmasına. karşın, kurşun örneğinde olduğu gibi girdi fazlalığı sebebiyle doğal dengeleri bırakılan maddelerin dolaylı ve dolaysız etkileri, insan dahil, canlıların ölümü ile sonuçlanabilmektedir. Deniz içinde bulunan canlı cansız bir çok öğeden oluşan eko sistemde üretici, tüketici, çürütücü, canlıların faaliyetleri çevrenin fiziksel ve kimyasal özelliklerinden etkilenirler. Bunlar çevredeki değişimlere uyacak önlemler alırlar. Bu çerçevede çok büyük ve köklü değişme ve bozulmaların önlenmesi için, doğa kendi kendine bir dizi savunma mekanizması geliştirmiştir. Denizlerde bu savunma ve kendini yenileme, temizleme mekanizması çok güçlüdür. Fakat doğal dengenin insan eliyle bozulduğu savunma mekanizmasının yetersiz ve güçsüz kaldığı bölgelerde deniz ve kıyı kirliliği karşımıza deniz kıyılarının uzunluğu, 8300 km’den fazladır. Deniz kaynaklan ise, ilerisi için ümit vericidir. Mesela Protein gereksiniminin karşılanmasında önemli yeri olan balık üretimi, yılda ortalama ton olup, % 86″ı Karadeniz’dendir. Ülke beslenmesinde ve deniz taşımacılığında çok önemli yeri olan Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’in insan faaliyetlerinden çok fazla etkilenmiş olmalarının sebepleri1- Kapalı deniz olmaları,2- Medeniyetin ilk geliştiği bölgede deniz olmaları, su yenilenme zamanının uzun olmasına ve dolayısı ile denize giren atıkların ortamda uzun süre kalmasına sebep olmaktadır. Medeniyetin erken gelişmesi, denizleri çevreleyen ülkelerde doğal çevrenin erken bozulmasına ve denizlerin erken kirlenmesine sebep olmaktadır. Nitekim, tarım ve madenciliğin Akdeniz kıyılarında, tarih boyunca varlığı, ormanları yok etmiş ve ayrıca metal kirlenmesini ön plana çıkarmıştır. Yakın tarihte ise sanayi ve turizmdeki gelişmeler, Akdeniz’in kirlenmesini daha da kritik bir boyuta deniz taşımacılığı, şehirleşme ve turizmin gerekli kurallara uyulmadan yapılması, kıyılarımızda ve özellikle körfezlerde onarılması imkansız zararlara yol açmıştır. Akdeniz’de İskenderun Körfezi, Ege’de İzmir körfezi, Marmara’da hemen hemen tüm körfezler, Karadeniz’de Trabzon limanı ve çevresi aşın kirliliğe örnek verilebilir. İstanbul’da Haliç kirlendikten sonra temizlenmesi için harcana para, insan gücü ve diğer giderlerin bedeli çok büyüktür ve bütün gayret ve masraflara rağmen Haliç, hiçbir zaman I5. Yüzyıldaki doğasına döndürülemeyecektir. Bu gelişmelerin başlıca sebepleri, Türkiye’yi çevreleyen denizlerin birikim niteliklerinden çevreleyen denizlerin her biri diğerinden az veya çok ayrılmış durumdadırlar. Karadeniz ile Marmara Denizi arasıdaki bağlantı, İstanbul Boğazı ve bu boğazın iki ucunda bulunan, 36 m ve 56 m derinlikte yer alan eşiklerle büyük çapta kısıtlanmıştır. Marmara denizi ile Ege denizi arasında ise, dar ve sığ Çanakkale Boğazı sözü edilen kısıtlamayı meydana getirmiştir. Ege denizi üzerinde Girit, Rodos ve diğer bazı Ege adalarının yer aldığı Anadolu ile Mora Yarım adaları arasında uzanan bir eşikle Akdeniz’in diğer bölümlerinden ayrılmaktadır. Akdeniz ise, Atlas okyanusundan dar ve sığ Cebelitarık Boğazı ile, Hint Okyanusundan da insan yapısı Süveyş Kanalı sığlıkları ile kısıtlanmalar, denizler arasındaki su alışverişini geniş çapta etkilediğinden, bu kesimlere boşaltılan atıkların seyreltilmesi ve uzaklaştırılması imkanlarını da sınırlamış olmaktadır. Bu kısıtlanmanın yarattığı diğer bir etkide su kütleleri arasındaki düşey karışımın belirli bir derinlikten sonra durmasıdır. Bu dunun da kirleticilerin bir bölümünün belirli tabakalarda kalmasına ve birikimin giderek artmasına neden KENTLERİMİZİN SORUNLARIKıyı; deniz, tabii sunu göl ve akarsularda taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktadan sonraki kara yönünde su hareketlerini oluştuğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık vb. Marmara ve Akdeniz tarafından sanlı olan Anadolu Yarımadası, Asya kıtasından batıya doğru bir burun gibi uzanır. Bu yarımadayı binlerce kilometre uzunlukta bir kıyı şeridi çevreler km’lik toplam kıyı şeridi uzunluğu ile Türkiye Avrupa ülkelinin içinde en uzun kıyı şeridi sahip ülkelerden biridir. Bunun 6,480 km’sini Anadolu Kıyısı, 786 km’sini Trakya Kıyısı, 1,067 km’sini Adalar Kıyısı Kirleten Faaliyetler1 Kıyı bölgelerinde nüfus artışının yarattığı plansız kentleşme2 Turizmin hızlı gelişmesi sonucu doğal ve tarihsel alanların korunamaması,3 Kıyı alanlarında yer alan faaliyetlerin teknik altyapı ve sosyal altyapı yetersizlikleri,4 Kentleşmenin etkin bir biçimde kontrol altına alınamaması ve çevreyi korumak amacıyla yeterli kentsel hizmet ve altyapı sağlanamaması,5 Hızlı ve düzensiz kentleşme sonucunda plansız kentsel alanlar, doğal değere sahip alanlar üzerinde dağınık yapılaşmalar, doğal alanların tahribi, görünüm bozulması ve su kaynaklan üzerinde aşın talep,6 Atık suların kıyılara deşarj edilmesinin kıyıların rekreasyon amaçlı kullanım değerini Deniz sularının kirlenmesi neticesinde deniz canlılarının yok olması ve ekolojik bütünlüğün bozulması,8 Kumsal boyunca dolgu yapılarak konut ve turistik tesislerin inşa edilmesi,9 Mevcut kanalizasyon tesislerin yeterli seviyeye getirilmemesi, deşarj noktasından önce gerekli arıtımın yapılmaması ve talebin mevcut kapasiteyi aşması,10 Uluslararası taşımacılık yapan gemilerin yarattığı kirlilik,11 Balıkçılık ve balık çiftliklerinden kaynaklanan kirlilik,12 Su kaynağı, teknelerin motor gürültüleri, araçların gürültüleri gibi aktivitelerden kaynaklanan gürültü kirliliği,13 Petrol çıkarımı, dip taraması, maden işletilmesi, sintine ve balast sularının denize boşaltımı gibi deniz aktivitelerinden kaynaklanan Çevre Sorunlarına Çözüm Önerileri Yukarıda sayılan kirlilik faaliyetlerinin önlenebilmesi için gerekli çözüm önerileri ise;1 Mevcut kanunlardaki çakışmalar ve çelişkiler gözden geçirilmeli ve kıyı alanları yönetimi programında yetki ve sorumluluk kargaşası ortadan Kıyı alanlarının planlama anlayışı değiştirilmeli, merkez, bölge ve yerel düzeylerde görev-yetki paylaşımı yeniden Hem belediye imar planlaması, hem de alt yapı oluşumunun kentsel büyümeyle uyum sağlayacak şekilde planlanması ve denetlenmesi Turistik yörelerdeki inşaat ve yapı ruhsat harçları yükseltilerek, Belediyelere ek gelir oluşturulmalıdır. Böylece kıyı alanlarının hızlı yapılaşmasına kısıtlama getirilmiş Kıyı boyunca yer alan plajların su kalitesini izlemeye yönelik düzenli bir program oluşturulmalıdır. Plajlar kirlilik derecelerine göre sıralanmalı ve sonuçlar Kıyı bölgelerinde yaşayan bozulma sürecinin halk sağlığı ve çevre üzerinde yaratacağı tehditlere ilişkin kamuoyunun bilinçlendirilmesini sağlamaya yönelik acil ve pratik önlemler Kıyı alanlarının doğal ve yapılı çevresinin tüm değerlerini ve özelliklerini ortaya koyan bir kıyı bilgi bankası kurularak, veri tabanı oluşturulmalı, gelecekteki yönetim kararlarına esas oluşturacak bilgileri sağlayacak Kıyı Kaynak Envanteri Devlet bütçesinden belediyelere verilmekte olan payların dağıtımında, kıyılardaki ve turistik yörelerdeki belediyeler, daha büyük pay sahibi Kıyı yerleşmelerinde, kirletenlerden ek vergi Kitle iletişim araçlarından yararlanarak kıyı alanlarının korunması doğrultusunda eğitim ve tanıtım çalışmaları Kıyıya paralel yani kıyılan tümüyle kapatan yapılaşma biçimi değiştirilerek, kıyıya dik gelişen ve doğa ile bütünleşen yapılaşma Sahil kesimlerini ve deniz çevresini asit yağmuru tehlikesinden korumak amacıyla, bu kesimi olumsuz yönde etkileyen hava kirlenmesinin büyük ölçüde azaltılması için gerekli tedbirler Nesli tükenmekte olan deniz türlerinin balık, kabuklu deniz canlıları ve diğer deniz yaşamım kapsayan deniz kaynaklarının korunmasına önem Ulusal ve bölgesel turizm politikaları, çevrenin taşıma kapasitesi ve koruma politikaları ile eşgüdüm içinde Sürdürülebilir turizm için gerekli altyapı, doğal kaynakların fiyatlandırılması, atıkların vergilendirilmesi ve turistik vergiler gibi araçlardan sağlanacak finansmanla Kıyı kaynaklarının aşırı kullanımının önlenebilmesi amacıyla endüstri, enerji, tarım vb. faaliyetler için ulusal gelişim politikalarının entegrasyonu yukarıda sıralanan önerileri içine alan planlama yönetimine Kıyı Alanları Yönetimi adı verilmektedir. Uygun çözümün geliştirilmesi için Kıyı Alanları Yönetimi planının yapılmasına gerek Sorunlarının Uluslararası BoyutuKıyı bölgelerindeki problemler ulusal boyutta önemli olduğu kadar uluslararası boyutta da önemlidir. Çoğu ülke bu problemleri uluslararası bir çaba olmadan çözeceğinden endişe duymaktadır. İklimsel değişiklikler sonucu deniz seviyesinin yükseleceği uluslararası temel bir problemdir. Bu çerçevede II. Dünya İklim Konferansı’nda açıklanan “business as usual” senaryosunun gerçekleşmesi halinde günümüzden 2025 2050 yıllan arasında atmosferdeki ikiye katlanan C02 nin etkisi küresel sıcaklıkta ile 4-5°C ve 205′de 0,3-0,5 m. 2100′de ise 1 m kadar deniz seviyesinin yükselmesine sebep İklimsel Değişiklikler Paneli’nde IPCC 1990 belirtildiği gibi deniz seviyesi yerel jeolojik hareketlerin neden olduğu bölgesel değişikliklerle her 50 yılda ortalama 6 cm seviyesinin yükselmesinin etkileri, deniz seviyesinin altındaki alanların ve sulak alanların su altında kalması kıyı erozyonunun artması kıyıların sellere karşı savunmasızlığının artması, kıyıların bütünlüğünün tehdit altında kalması, ırmakların, nehirlerin ve yer altı sularının tuzluluğunun artması olarak özetlenebilir. Kıyı ekosistemlerindeki olası değişiklikler kuşların veya yavru balıkların yaşam ortamların yok olması, körfezlerdeki balıkların yemlerini sağladıkları organik materyallerin üremesinde azalmalara neden seviyesindeki çok hızlı ve ani değişiklikler kıyı eko sistemlerini yok edebilecek veya zarar verebilecektir. Bu da mercan kayalıklarının sular altında kalması, biyolojik çeşitlilikteki azalmalar, ekonomik ve kültürel değerleri olan birçok türün yaşam döngüsünün zarar görmesine neden seviyesinin yükselmesinin en önemli sosyo-ekonomik etkisi yoğun kullanımı ve yoğun nüfusa sahip kıyı düzlüklerinin su altında kalmasıdır. Örneğin Mısır’da deniz seviyesinin 1 m. yükselmesi Mısır’ın verimli topraklarının %12 – %15′inin sular altında kalmasına neden olacaktır. Bangladeş’te bu oran % 14′ ülkelerindeki bir diğer sorun da ulusal sınırlan aşan kirliliktir. Uluslararası sular gittikçe kirlenmekte ve kalitesi düşmektedir. Bu kirliliğin sebeplerinden biri de uluslararası taşımacılık yapan gemilerin yarattığı kirliliktir. Bu tür kirlilikten en çok etkilenen ülkeler Avustralya, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç şeklinde turizm özellikle İspanya ve İtalya’da bazı çevresel problemler yaratmaktadır. Uluslararası ticarette genişletilmiş liman aktivitelerine ihtiyaç duyulmakta; bunun sonucunda da kıyı bölgeleri zarar görmektedir. Okyanuslarda petrol araştırma ve işleme faaliyetleri de çoğunlukla olumsuz çevresel etkiler ve tehlikeler yaratmaktadır.

kara hava ve suyun canlı yaşamındaki önemi nedir