SMXG. Kasım Denince AklımaKasım denince aklıma, Sararmış yapraklar gelir daluçlarında; Sarıya gönüllenişi gelir toprağın, Gidenler,dönmeyenler denince gönlüme, Bütün ölümsüzlüğüyle Mustafa Kemal gelir.. Bütün gerçekler üstünde Gözleri aydın, Atatürküm kısa 10 kasım şiiri
T24 Ankara Bürosu Tolga Şardan Gökçer Tahincioğlu Asuman Aranca Başlarken... Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002’de, Çankaya’da Portakal Çiçeği Sokağı’ndaki evinin önünde, silahla ateş edilerek 48 yaşındayken öldürüldü. Hablemitoğlu cinayeti dosyası, faili meçhul cinayetlerle yaşamaya alışkın Türkiye için bile fazlaca gariplik içeriyor. Bugün üzerinde durulan sıcak iddia; Fethullah Gülen’den sonra cemaatin başına geçeceği söylenen, eski Türkiye imamı Mustafa Özcan’ın talebi üzerine, eski MİT’çi Enver Altaylı’nın bağlantı kurduğu dönemin Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli Levent Göktaş, Fikret Emek ve Tarkan Mumcuoğlu’nun da aralarında olduğu askerlerin cinayeti planladığı, itirafçı olup bu isimleri veren eski ÖKK mensubu Gökhan Nuri Bozkır’ın keşif görevini yaptığı, Mumcuoğlu’nun da tetiği çektiği yönünde. Hatta silahın Ankara Gölbaşı’nda Mogan Gölü’ne atıldığı da iddia ediliyor. Ancak savcılık, Gökhan Nuri Bozkır’ın ifadelerindeki çelişkiler nedeniyle HTS kayıtları üzerinden giderek hem yeni isimler saptamaya, hem de cinayeti çözmeye çalışıyor. Sadece bu iddianın peşinden gidilmesi bile faili meçhul cinayetlerin aydınlanması açısından önemli. Zira Ergenekon operasyonlarında kafa karıştıran, “kumpas” tartışmalarına yol açan soruşturmalar bir yana bırakılırsa, ilk kez TSK’ye bağlı bir birim, doğrudan faili meçhul bir cinayetle suçlanıyor. Sıcak iddia ile başlamak, geçmişi anlamak açısından anlamlı. Necip Hablemitoğlu’nun savunduğu değerler, öldürülmeden önce kaleme aldığı iki kitabın kaynağını oluşturuyor. Bu kitapların “Alman Vakıfları / Bergama Dosyası” ilkinde Hablemitoğlu, Alman vakıflarının açılmasına engel olduğunu söylediği Bergama Ovacık Altın Madeni’nin işletilmesinin “ulusal güvenlik” açısından zaruri olduğunu savundu. Alman vakıflarının Bergama köylülerini kışkırttığını, ajanlık faaliyeti yürütüldüğünü öne sürdü. Hablemitoğlu’nun süreç içinde gündeme gelen ikinci kitabı, ölümünden sonra “Köstebek / FETÖ Terör Örgütünü İlk Deşifre Eden Kitap” adıyla yayımlandı. Bu kitapta, Fethullah Gülen cemaatinin devlete nasıl sızmaya çalıştığını gariptir, Hablemitoğlu’nun kitabıyla açılmasına katkı sağladığı Bergama Altın Madeni, işletilmeye başlandıktan sonra yine Hablemitoğlu’nun devlete sızmakla suçladığı cemaatin eline geçti. Bütün bunlar olurken Hablemitoğlu öldürülmüş, Alman vakıfları tartışması geride kalmıştı. Bergama’dan öne sürüldüğü gibi Türkiye’yi kurtaracak miktarda altın çıkmadı, ancak çıkan altın birilerini fazlasıyla kurtardı. “Ulusal bağımsızlık” sloganları atılmasına neden olan altın madeninin açılmasını sağlayanlardan birinin ABD Büyükelçisi olması, bu madeni halen örgüt üyeliğinden aranan Akın İpek’in işletmesi bile Alman vakıfları iddiası kadar konuşulmadı. Soruşturma dosyası yıllarca savsaklandı. Aileye inanılması zor bilgiler verildi, ancak bu bilgiler verilirken ortada bir dosya bile yoktu. Dosya ancak 17/25 Aralık sürecinden sonra, cemaat ile iktidarın arasının açılmasının ardından raftan indi. Bugün ortaya çıkan, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın cinayetin her aşamasında yer aldığına yönelik bilgiler de aslında ilk kez o dönemde verildi ama üzerinde durulmadı. Ardından güç savaşları nasıl olduysa seyir değiştirdi. Şimdi, ilk kez, faili meçhul bırakılan bir cinayetin arkasında TSK’ye bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı mensuplarının olduğuna yönelik bir iddianame hazırlanıyor. Faili meçhul cinayetlerin failini sürekli komşu ülkelerde arayanlar için ilginç bir adres. Hablemitoğlu, öldürülmeden önce yakın çevresine “MİT Müsteşarlığı için adının geçtiğini” söylüyordu. Yine bir gariplik, Hablemitoğlu’nun öldürülmesi emrini verdiği iddiasıyla aranan eski ÖKK mensubu Levent Göktaş, ilk olarak 2002’de, daha sonra Ergenekon soruşturması kapandıktan sonra MİT Müsteşarlığı’na talip oldu. Ergenekon’da cezaevinde yatıp çıktıktan sonra Cumhurbaşkanlığı ile 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında öldürülen Erol Olçok vasıtasıyla bağ kurduğu öne sürülen Göktaş, nasıl oldu da hedef haline geldi. Buna izin verenler, nasıl oldu da kaçmasına göz yumdu? Bu yazı dizisinde hem bugüne kadar yaşananların özeti hem portreler, hem soruların yanıtları hem de ilk kez kamuoyunun duyacağı gelişmeler yer alıyor. Bu uzun hikâye, Bergama Altın Madeni dosyası ile başlıyor. Bergama dosyası 1990’ların başında Türkiye, Bergama-Ovacık Altın Madeni’ni henüz bilmiyordu ve ileride yol açacağı tartışmalardan habersizdi. İzmir Çevre Avukatları Grubu, siyanürle altın aramak isteyen yabancı şirketi, bölgede halk sağlığı ile yakından ilgilenen bir doktordan öğrendi. Bölge halkı siyanürün etkilerinden habersiz, yatırım yapacağı, altın çıkartılacağı için heyecanlıydı. O dönem altın madenini işletmek isteyen firmanın adı, maden arama ruhsatını 16 Ağustos 1989’da alan Eurogold’tu. Avukatlar hızla harekete geçti. Çevre Bakanlığı’na başvuru yaparak, olası bir siyanürle altın arama faaliyetine izin verilmemesini istedi. Ancak bakanlık bu izni kısa sürede verdi. Böylece, 30 yıla yayılan dava süreci de başladı. İzmir Bergama Elele Hareketi kurularak, açılan davalar için kamuoyu oluşturulması hedeflendi. Bu arada yıllar geçiyor, altın madeni işletilmeye başlanıyordu. Geri dönüşü olmayan zararlar verebileceğini vurgulayan avukat grubu, dava üstüne dava açıyordu. Köylüler de avukatlarla ve uzmanlarla görüştükten sonra siyanürün etkisini öğrenmişlerdi. Artık mücadelenin parçası haline gelmişlerdi. Bergama’da altın madenine karşı yürütülen direniş, köylülerin yer aldığı yaratıcı eylemlerle 90’ların gündemine oturdu Bergama’da var olan tüm partilerin temsilcilerinin yer aldığı Demokrasi Platformu, Bergama Çevre Platformu adını aldı ve sırayla her partinin temsilcisinin hareketin temsilcisi olması benimsendi. Bergama Çevre Platformu’nun köylülerle yakın temasta olması duyarlılığı da arttırdı. Bergama köylüleri artık bizzat davacı olmaya başladı. Buna rağmen madenin işletilmesi yönündeki kararlılık, dönemin iktidarı ve devletin verdiği destek, eylemlerin dozunun artmasına yol açtı. Erkeklerin üzerlerini soyarak çıplak yürümeleri, pijama ile yürüyüş yapmaları, Boğaziçi Köprüsü’ne kendilerini zincirlemeleri gibi eylemler büyük ilgi yarattı. 1996 Bergama'da, siyanürle altın aradığı gerekçesiyle Eurogold şirketinin lisansının iptal edilmesini isteyen 17 köyden yaklaşık 100 kişi sadece iç çamaşırlarıyla kalarak bildiri dağıttı. CHP ve ÖDP ilçe başkanları da eyleme destek verdi. Yargı devre dışı kaldı Mahkeme, tepkilere, bilimsel uyarılara karşılık davanın reddine karar verdi. Yerel mahkeme kararını izleyen itiraz için Danıştay karar verene kadar büyük tartışmalar yaşandı. Köylüler Danıştay’ın önüne kadar gittiler. Danıştay’ın merdivenlerine oturdular ve seslerini duyurdular. Danıştay 6. Daire 1997’de çok önemli bir karar verdi. 1997 3 otobüsle geldikleri Boğaz Köprüsü'nün ortasında inen 250 kadar Bergamalı köylü, 7 yıldır mücadele ettikleri Eurogold maden şirketinin, altın madenini tamamen kapatmasını istedi Danıştay, risk raporlarını esas alarak Ovacık Altın Madeni’nde siyanürle altın aranmasının insan ve çevre sağlığına risk oluşturmasının, önlem alınsa bile kamu yararına aykırı olduğuna hükmetti. Karar, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada da çevre hareketleri açısından örnek bir oluşturdu. Danıştay’ın kararı Yunanistan’da idari yargıya ilham verdi, bu ülkedeki çevre davalarında bu karara atıf yapıldı. Ancak Eurogold da geri adım atmadı. Yatırımlar yapılmış, maden işletme aşamasına gelinmişti. DSP-ANAP-MHP koalisyonu işbaşındaydı ve şirket ilk olarak DSP’li vekillerle temas kurdu. Bazı milletvekilleri madene götürüldü ve o gezilerden sonra “yabancı güçlerin madenin işletilmesini istemediği” söylemi başladı. TÜBİTAK, sürpriz biçimde, Eurogold’un riskleri kaldıracak önlemleri aldığı yönünde bir rapor hazırladı. Bakanlar Kurulu da tarihe geçecek bir “prensip kararı” alarak, yargı kararına rağmen madenin işletilmesine karar verdi. Bergama avukatları ve köylüler, AİHM’ye başvurdu. Bergama Altın Madeni Askerler de devrede Artık iş iyice büyümüştü. Bergama-Ovacık Altın Madeni Milli Güvenlik Kurulu’nun gündemine geldi. Eurogold ve sonradan madenin işletmesine ortak olan şirketler, komutanları ziyaret ettiler. Dönemin Ege Ordu Komutanı Hurşit Tolon ve üst düzey komutanlar madeni gezdiler. Açıklamalar yaptılar. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e de aynı dönemde, Bergama’da, Türkiye’yi farklı seviyeye taşıyacak altın rezervi bulunduğu, altın piyasasına hakim olan Almanya’nın bunun çıkartılmasını istemediği, bu nedenle Alman vakıfları aracılığıyla köylülerin kışkırtıldığı sunumları yapıldı. “Alman vakıfları” iddiası giderek büyümeye başladı. Artık köylüler de etkileniyordu “ajanlık” söyleminden, eylemlere ve davalara giderek daha az ilgi göstermeye başladılar. Hablemitoğlu madende Türkiye, bu süreçte, daha önce tanımadığı bir akademisyenle de tanışacaktı Necip Hablemitoğlu. Hablemitoğlu, Alman vakıflarının Bergama köylülerini kışkırttığını öne sürdü Hablemitoğlu, madene gitti, uzun incelemeler yaptı. Madende, Hablemitoğlu’nun incelemesi için özel bir kitaplık bile kurulmuştu. “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı tarihe geçen kitap, bu süreç sonunda yazıldı. Hablemitoğlu, her yerde Alman vakıflarının Türkiye’nin bağımsızlığını elinden almaya çalıştığını anlatıyordu. Dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel altın madeninde incelemelerde bulundu, Alman Vakıfları ile ilgili olarak casusluk davasını açtı DGM Savcısı da madende Dönemin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, özellikle askeri istihbaratla yakından görüşen, asker ve polislerle sıkı ilişkileri bilinen bir savcıydı. Sonradan Fethullah Gülen cemaatinin mahrem görüntülerini servis etmesiyle savcılığı sona eren Yüksel, o dönemde Hablemitoğlu’nun kitabını esas alarak inceleme başlattı. Yüksel, yetki alanında olmamasına rağmen Ankara’dan uçakla Bergama’ya gitti. Ovacık Altın Madeni’nde incelemelerde bulundu ve Alman Vakıfları ile ilgili olarak casusluk davasını açtı. En önemli kaynağı Hablemitoğlu’ydu. Avukat Yücel Sayman’dan avukat Senih Özay’a, Oktay Kaynar’dan Alman vakıflarının temsilcilerine kadar uzanan kamuoyunun tanıdığı isimler Yüksel’in açtığı davanın sanıkları arasındaydı. Ankara 1 Nolu DGM’de 9 Aralık 2002’deki yargılama başlamadan 9 gün önce Hablemitoğlu öldürüldü. Dava amacına ulaştı Ortaya atılan ilk teori, Alman vakıflarının devrede olduğu ve cinayetleri organize ettiğiydi. Casuslukla suçlanmalarının ardından Türkiye’nin önemli hukukçularının isimleri şimdi de cinayet soruşturmasında geçiyordu. Avukatlar, tehdit edilmeye, isimsiz telefonlar ve notlar devreye girmeye başladı. Dava köylüleri çok etkiledi ve köylülerin eylemleri tamamen sonlandı. Artık mücadele, altın madeni ile avukatlar arasındaydı. Zamanla köylülerin yakınlarının madende işe başlatılmaları, hareketi iyiden iyiye kırdı. Dava amacına ulaşmıştı. Casusluk davası beraatle bitti, ancak etkileri Bergama hareketinin lekelenmesine yol açtı. Ve ortada öldürülen bir bilim insanı vardı Necip Hablemitoğlu. ABD Büyükelçisi devrede Açılan bir dava sonucunda 2004’te Danıştay, Çevre Bakanlığı’nın imara aykırı bir iznini iptal etti ve maden mühürlendi. Yeni bir imar planı yapılması, askıya çıkarılması ve bunun da yargı kararına uygun olması gerekiyordu. Dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelman bir mektup kaleme alarak madenin açılmasını istedi Ancak imkânsız gibi görülen bütün bu süreç, dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın mektubuyla çözüldü. ABD Büyükelçisi, madende kaç kişinin çalıştığına dair detayların da yer aldığı mektubunda, imar sorununun bir an önce çözülerek madenin açılmasını istedi. Evrensel gazetesi yazarı Özer Akdemir’in ortaya çıkarttığı bu mektuptan sonra, AİHM ve Danıştay kararlarına rağmen Aralık 2004’te imar planı düzenlendi ve 30 gün askıda kaldığına dair tutanak tutuldu. İmar planını kimse askıda görmedi ama maden kısa sürede tekrar açıldı. Hablemitoğlu, Köstebek kitabını yazarken öldürüldü Hablemitoğlu’nun kitabı ve cemaat Öldürülmeden kısa süre önce Necip Hablemitoğlu, “Köstebek” adını verdiği, Fethullah Gülen cemaatinin devlete nasıl sızdığına yönelik bir kitabı kaleme almaya başladı. Kitap ancak ölümünden sonra yayımlanabildi. Ne gariptir, Hablemitoğlu’nun açılmasını ve faaliyet göstermesini istediği altın madeninde de cemaatin eli vardı. Hablemitoğlu, 1999 yılında "Fethullahçılık organize suç örgütüdür" tespitini yapmıştı Eurogold, Normandy, Nevmont tarafından işletilen madenin tamamen yabancı sermayeye ait olduğu sanılıyordu. Oysa Normandy Madencilik, Gülen cemaatinden olan ve o güne kadar sadece “Koza davetiyeleri” ve matbaaları ile tanınan Akın İpek’e ait çıktı. Yapılan genel kurulda, Normandy adını Koza olarak değiştirdi ve madenin tek işletmecisi haline geldi. Hem Hablemitoğlu hem Yüksel devre dışı Hablemitoğlu, Köstebek kitabını yazarken öldürüldü. “Alman vakıfları” davasını açan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel de aynı zaman Fethullah Gülen hakkında iddianame hazırlamıştı ve iddianamede Gülen cemaatinin devlete nasıl sızdığını anlatıyordu. Yüksel de bir süre sonra mahrem görüntülerinin yer aldığı bir kaset nedeniyle savcılığı bırakmak zorunda kaldı. Gülen hakkındaki davaya bakan kim varsa başına bir iş geliyordu. Beraat kararına itiraz eden savcının hükümet aleyhindeki konuşma kayıtlarının yayınlanması, rapor hazırlayan polislerin türlü gerekçelerle suçlanıp, meslekten uzaklaştırılmaları gibi… Kararlar değişti Artık yargıdan farklı kararlar çıkmaya başladı. Protestolara katılan ve bu sırada maden çalışanları tarafından darp edilenler bile sanık olarak yargılanıyordu. İdari yargıdan da çevreciler aleyhinde kararlar çıkmaya başladı. Cemaate yakın medyada da avukatların ajan olduklarına, haklarında soruşturmalar açıldığına yönelik haber çıkmaya başlamıştı. Bu tablo, 2013 yılında 17/25 Aralık sürecine kadar devam etti. Kararlar bu tarihten sonra yeniden çevreciler lehine çıkmaya başladı. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimin ardından, mal varlığına el konan Akın İpek grubu bünyesindeki Koza Madencilik Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu TMSF kontrolüne geçti. Yargı kararları yeniden değişmeye başladı. Şirket şu anda başka bir alanda maden açmaya çalışıyor ve bununla ilgili dava süreci devam ediyor. Bergama Altın Madeni tartışmaları sadece çevre mücadelesi açısından anlam ifade etmiyor. Mücadeleden geriye Hablemitoğlu’nun öldürülmesine giden bir süreç ve 20 yıldır devam eden gariplikler de kaldı. Hablemitoğlu cinayeti 14 Ağustos 2001’de kurulan AKP, 3 Kasım 2002’de yapılan seçimlerle yüzde 34,2 oranında oy alarak, özellikle ekonomi ve insan hakları alanındaki çarpıcı vaatleriyle tek başına iktidar oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde okuduğu şiir nedeniyle cezaevine konulan ve belediye başkanlığı düşürülen Recep Tayyip Erdoğan, çok partili rejimde Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi’nden sonra tek başına iktidara gelen dördüncü parti olan AKP’nin genel başkanlık koltuğunda oturuyordu. 1997 yılındaki 28 Şubat sürecinin etkileri sürüyordu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesindeki bazı isimler, “gömlek değiştirdik” söylemiyle hareket alanı kazanmaya çalışan AKP’nin tek başına iktidar olmasını “tehlikeli” buluyor, “tehdit” olarak görüyorlardı. AKP, 6 Kasım’da 2002’de ülkeyi yönetmeye başladı. Yeni hükûmet, kısa süre sonra, henüz altıncı haftasında siyasi tarihe geçecek bir cinayetle karşı karşıya kaldı. Necip Hablemitoğlu’nun 18 Aralık 2002’de evinin önünde öldürülmesine ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan eski özel kuvvetçi Gökhan Nuri Bozkır ifadesinde, o dönem üst düzey rütbede bulunan bir ismin 2002 Kasım ayı ortalarında kendisini çağırarak, örtülü bir görev kapsamında Hablemitoğlu’nu hedef olarak bildirdiğini ve kendisinden Portakal Çiçeği Sokak'ta keşif yapmasını istediğini anlatmıştı Portakal Çiçeği Sokak Ankara’da 18 Aralık 2002 Çarşamba akşamının ilk saatleri… Ankara’nın iliğe işleyen ayazı etkisini göstermiş, erken kararan havanın da etkisiyle sokaklar erken saatlerden itibaren boşalmaya başlamıştı. Futbol meraklıları, Galatasaray – Ankaragücü maçı için ekran başına yeni geçmişti. Başkentin merkezi mahallelerinden Yukarı Ayrancı’nın kalabalık sokaklarından Portakal Çiçeği Sokağı, normalde bu saatlerde hareketli olurdu. Ancak kentin genelinde olduğu gibi soğuğun ve erken inen akşamın etkisiyle sokak boş ve sessizdi. Zaman zaman sokaktan tek tük geçen araçlar ile apartmanların ön cephesindeki otoparklara giriş çıkış yapan otomobillerin motor sesleri dışında sokakta ses duymak mümkün değildi. Sokağın sessizliğini arka arkaya ateşlenen iki el silah sesi bozdu. Kesintisiz zaman aralığında birbiri ardına yapılan atışlardan sonra da sokakta hareket olmadı. Zaman zaman uzaktan silah sesleri gelebilirdi, kimse daha büyük bir olaydan kuşkulanmadı. Ancak birkaç dakika sonra Saadet Apartmanı’nın otopark olarak kullanılan ön bahçesinde hareketlilik başladı. Önce apartmandan inenler ne olduğunu anlamaya çalıştı. Görünürde bir şey yoktu. Bir apartman sakini, park halinde iki otomobilin arasında yerde yatan bir kişiyi gördü. Dar alanda sırt üstü yatan kişinin başının ön tarafında kan vardı. Apartman sakini önce tanımadı yerde yatan kişiyi. Apartmandan gelen ışık yetersizdi ve yüzündeki kan yerde yatan kişinin tanınmasını olanaksızlaştırıyordu. Bu arada çevre apartmanlardan da birkaç kişi Saadet Apartmanı’nın önüne geldi. Polise ve ambulansa haber verildi. Bu sırada, yerde yatanın, o apartmanda yaşayan, son dönemde kamuoyunun gündemine sıkça gelen, gazetelere, ekranlara çıkan Ankara Üniversitesi’nin önde gelen öğretim üyelerinden Doçent Doktor Necip Hablemitoğlu olduğu anlaşıldı. DGM el koyuyor Necip Hablemitoğlu, baş kısmı ışığın erişmediği karanlık bölgede kalacak biçimde, araçların arasında biriken karların üzerinde yatıyordu. Yerde yatan kişinin Hablemitoğlu olduğunun anlaşılmasıyla ortalık daha da hareketlendi. Ambulansın ve polis ekiplerinin siren sesleri sokağı doldurdu. Arka arkaya sivil polisler ve savcılar akın etti Saadet Apartmanı’nın ön bahçesine. Polis, güvenlik çemberi oluştururken; komşuları eşinin cansız bedenini teşhis eden ve ağlayarak olanları izleyen akademisyen eşi Şengül Hablemitoğlu ve çocuklarını teselli etmeye çalışarak eve götürdü. Olay yerine dönemin DGM Savcıları Nuh Mete Yüksel ile Cengiz Köksal geldi hızla. Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı bünyesinde terör eylemleri başta olmak üzere önemli siyasi olayları soruşturan Yüksel ve Köksal soruşturmaya el koydu. Özellikle Yüksel, Hablemitoğlu’nu yakından tanıyordu. Bergama Altın Madeni direnişinin Alman vakıfları tarafından örgütlendiğine yönelik kitabını kanıt sayarak, sivil toplum örgütü temsilcileri hakkında dava açmıştı. Bu davanın ilk duruşmasının yapılmasına 9 gün vardı. Bu duruşmada Hablemitoğlu da tanık olarak dinlenecekti. Daha ilk andan itibaren Hablemitoğlu cinayeti sıradan bir adli olay olarak değil, devlet güvenliğine karşı suç olarak ele alındı. Televizyonlar canlı yayınlarla cinayeti duyuruyor, evin önündeki muhabirler olanları aktarmaya çalışıyordu. Ülkenin gündemi birkaç saat içinde değişti. Yapılan ilk teşhisin ardından savcıların talimatıyla boşaltılan alanda bu kez olay yeri uzmanları gecenin koyulaşan karanlığında, kurulan seyyar ışık kaynakları altında delil ve iz bulmaya çalıştı. İki DGM Savcısı nezaretindeki olay yeri incelemesi sürerken, bir yandan da Ankara Emniyeti’ne bağlı sivil polis birimleri bölgede çalışma yapmaya başladı. Terörle Mücadele Şubesi ve İstihbarat Şubesi’nden oluşturulan sivil polis ekipleri, geniş bir bölgede araştırma başlattı. Bir yandan da Şengül Hablemitoğlu’nun evine giden savcılık ve emniyetten üst düzey yetkililer, yaşadığı acıdan dolayı şoke olan acılı eşten ilk bilgileri almaya çalıştı. Ayrıca, çevreye dağılan sivil polis ekipleri, ipucu olacak her bilgiyi değerlendirmek amacıyla tanıkların peşine düştü. Cinayetten sonra Necip Hablemitoğlu'nun eşi Şengül Hablemitoğlu, “Evin önünde şüpheli iki kişi gördüm” dedi Milliyet DGM Başsavcılığı’nın talimatıyla soruşturmayı devralan Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi, Hablemitoğlu’nun bilgisayar ve arşivine el koyarak incelemeye başladı. Millî İstihbarat Teşkilatı da katkı verse de ilk günlerde soruşturmada pek ilerleme sağlanamadı. İlk an bile bulanık Cinayet saatinde bile uzlaşamadılar Görüntüde bütün işlemler titizlikle yürütülüyordu ancak uzun yıllar sonra gerçeğin görüntüden farklı olduğu anlaşılacaktı. Hablemitoğlu’nun yaşamını yitirdiği silahlı saldırı saati bile resmî kayıtlarda farklıydı. Örneğin Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi’nin evrakında cinayet saati emniyet kriminal raporunda savcılık eşya teslim tutanağında olay yeri inceleme raporunda karakol kaydında ise olarak yer aldı. Katille yüz yüze Bu arada Necip Hablemitoğlu’nun cesedini üzerinde yapılan Adli Tıp incelemesiyle ilginç bir bulgu ortaya çıktı. Adli Tıp’ta savcılık nezaretinde yapılan otopside Hablemitoğlu’na sıkılan iki kurşundan birisinin sol gözünün altından başına isabet ettiği tespit edildi. Emniyet Kriminal Raporu’nda da tabanca atışlarının yakın mesafeden yapıldığı belirtiliyor. Bu durumda Hablemitoğlu’nun katiliyle yüz yüze kaldığı anlaşılıyor. Bu da Hablemitoğlu’nun katili tanıdığı olasılığını gündeme getiriyor. Yakınına kadar gelmesi ve kayıtlara göre boğuşma izinin olmaması Hablemitoğlu’nun saldırı sırasında hiçbir müdahalede bulunamadığını da gösteriyor. Hablemitoğlu’nun ölüm gerekçesi kayıtlarda özetle şöyle yer aldı “Sol göz altında ateşli silah yarasıyla kafatası parçalanması, beyin doku harabiyeti ve beyin kanaması sonucu ölüm.” Kolay bulunamayan mühimmat Cinayette kullanılan mermilerden birisinin özel yapım olduğu anlaşıldı. Mermilerden birisi MKE 9 mm. Asıl önemli olanı boş kovanı bulunan diğer mermi. Bu mermi Luger 9 mm. Frontier. Merminin ucundaki çekirdek kısmı iç bükey ve içinde özel alaşım mevcut. Bu merminin, gündelik yaşamda silah meraklılarının pek kolay bulabileceği mühimmat olmadığı biliniyor. Soruşturma sürecinde söz konusu merminin devletin üniformalı kurumlarında bulunabileceği iddiası gündeme getirildi. Soruşturma yürütülürken, söz konusu dönemde GSM telefonlarıyla yapılan görüşmeler, baz istasyonlarına düşen abone sinyalleri üzerinde dönemin imkânları ölçüsünde incelemeler yürütüldü. 1 milyon görüşme Bu konuda yapılan çalışmalar çerçevesinde, cinayet öncesi, sırası ve sonrasında yaklaşık bir milyon telefon görüşmesi analiz edildi. Olay yeri yakınındaki baz istasyonlarından alınan telefon görüşme bilgileri o dönemdeki teknolojik olanaklarla değerlendirildi. Kentin diğer bölgelerindeki telefon görüşmelerinin HTS bilgileriyle Hablemitoğlu’nun evinin çevresindeki baz istasyonlarından elde edilen bazı şüpheli telefonlara ait HTS bilgileri karşılaştırıldı, ancak kamuoyuna yansıyan bir sonuç alınamadı. “Sadece boş kovan, çekirdek ve ceset var” Soruşturmayla ilgili olarak 2011 yılında Milliyet gazetesine değerlendirme yapan üst düzey bir emniyet yetkilisi “Sadece boş kovan, çekirdek ve bir ceset var” diyerek durumu özetledi. Hatta aynı dönemde 2011’de, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Strasbourg’a yaptığı gezi sırasında Hablemitoğlu suikastını beraberindeki gazetecilere yorumlarken “Parmak izi vardı” değerlendirmesini yaptı. Ancak emniyet yetkilileri söz konusu açıklamanın “başka bir olayla örtüştürme” mantığı içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, somut bir kanıt bulunmadığı mesajı verdiler. Türkiye’nin diğer faili meçhul cinayetlerde de örneğini sıkça gördüğü gibi, Hablemitoğlu cinayeti soruşturması da ilk günden itibaren “sonuçsuz” bırakılacak izlenimi veriyordu.
Temizlik ile ilgili En Güzel şiirler, temizlik ileilgili 2 kıtalık şiir,temizlik ileilgili 3 kıtalık şiir,temizlik ileilgili 4 kıtalık şiir,temizlik ileilgili 4 kıtalık şiir,çevre temizligi ileilgili 2 kıtalık şiir Temizlik şiiri Temiz Olmak Sabah erken kalkalım Tertemiz el yüz yıkayalım Temiz olmak çok güzel Bunun tadına varalım. Alışalım her zaman buna Yemekten önce ve sonra yıkamaya Temizlik huzur verir insana Temiz olup tadına varalım. Adnan KIZILTOPRAK MİKROP Pis yerleri seversin, Temizlikten kaçarsın, İnsanların başına Ne hastalık açarsın. Seni yok etmek için, İçeriz çok çok ilaç, İşin yoksa bizlere Sen durmadan korku saç. Temizlik ile ilgili 3 kıtalık şiirler TEMİZLİK Yüzü gözü karışık, Kire pasa alışık, Hem pasaklı, yılışık Çocukları sevemem. Böyle işe gelemem! Çocuk olur temiz pak, Çirkindir gözde apak, Bir kerecik bana bak; Türk çocuğu temizdir. Vazoda bir filizdir, Onun için bendeniz Pek temizim, pek temiz. Aka GÜNDÜZ MERHABA Ben temiz çocuğum Temiz bir çevrem var Okuluma gelince, Görevimi bilirim Yerde çöp olmamalı Musluk açık kalmamalı Elleri de yıkamalı İşte temizlik kokusu. Temizliği öğrenince Görevini de bilince Beyaz bayrak takarsın Sağlığınla yaşarsın İrfan PALABIYIK.. Temizlik ile ilgili 4 Kıtalık Şiirler TEMİZLİK O hastalıktan korur Sağlık ondan sorulur Onun olduğu yerde Tüm mikroplar kaybolur Ona temizlik deriz Biz onu çok severiz Bizi koruyor diye Hep teşekkür ederiz Temizlik korur beni Dinç eder bu bedeni Mikropları öldürür Budur bunun nedeni Kendin için temiz ol Temiz yaşa sıhhat bul İnan budur senin için En sağlıklı güzel yol Rıdvan ÖZKAN TEMİZLİK O hastalıktan korur Sağlık ondan sorulur Onun olduğu yerde Tüm mikroplar kaybolur Ona temizlik deriz Biz onu çok severiz Bizi koruyor diye Hep teşekkür ederiz Temizlik korur beni Dinç eder bu bedeni Mikropları öldürür Budur bunun nedeni Kendin için temiz ol Temiz yaşa sıhhat bul İnan budur senin için En sağlıklı güzel yol Rıdvan ÖZKAN Temizlik ile ilgili 5 Kıtalık Şiirler TEMİZ YAŞA Sakın kirletme çevreni Temiz tut sen hep evreni Mikroplar hasta eder seni Temiz yaşa, sağlıklı ol Bu tabiat hepimizin Sokak ve caddeler bizim Seni bulmasın bu hüzün Temiz yaşa, sağlıklı ol Okulunu hep temiz tut Yere çöp atmayı unut Sen insansın değil robot Temiz yaşa, sağlıklı ol Beslenmeden elini yıka Her gün dişini fırçala Kirli ellerle yeme asla Temiz yaşa, sağlıklı ol Temizlik imandandır İnsan temiz yaşayandır Yere çöp atanı uyandır Temiz yaşa, sağlıklı ol Rıdvan ÖZKAN ÇEVRE Temizliği ile ilgili Şiirler Dört şey kadınlar günü özel Güzel kızım şu dört şeye dikkat et Temizlik doğruluk güzellik ilim Elinden kaçırma onu sıkı tut Temizlik doğruluk güzellik ilim Bu dünyada gerçekleri gördüren İsteyeni muradına erdiren İnsanlığa şeref şanı verdiren Temizlik doğruluk güzellik ilim Kovanın arısı peteğin balı Sevgi ağacının yaprağı dalı İnsanın tükenmez serveti malı Temizlik doğruluk güzellik ilim Yolundaki engelleri kaldıran İnsanlığa gerçekleri bulduran Gönülleri sevgi ile dolduran Temizlik doğruluk güzellik ilim AŞIK BORANİ’yem hem vallah billah İnanmayan kişi olur mu iflah İlimle bilimle bulunur Allah Temizlik doğruluk güzellik ilim Halil Çimen Temizlik Zamanı Kirlenmiş vicdanlara Kararmış tüm ruhlara Yaş kurumuş pınara Bir temizlik yapmalı. Titremeyen yüreğe Çalışmayan bileğe Sırf tutulan dileğe Bir temizlik yapmalı. Haram girmiş kursağa Haksız yanmış ocağa Çıkılmayan yatağa Bir temizlik yapmalı. İşlemeyen beyine Tutulmayan yemine Şu dilin kemiğine Bir temizlik yapmalı. Nuray Kurban Ayrıca bu yazıyı okuyanlar Bunlarıda okudu. Temizlik ile ilgili Sözler Temizlik ile ilgili Atasözleri ve Deyim Temizlik ile ilgili Sloganlar Temizlik ile ilgili Şiirler Hijyen ile ilgili sözler
En güzel Çevre şiirleri kısa – Doğa Çevre ile ilgili amatör ve ünlü şairlerden bu konu ile ilgili şiirleri temiz olmalı, Kıymetini bilmeliyiz. Herkes mutlu yaşamalı, Hem sevip, bir çevre için, Vazifemiz yapmalıyız. Ormanı keseriz niçin, Bizler ağaç bozkır olmasın, Erezyon düşmanım olsun. Kimse havasız kalmasın, Heryer pırıl pırıl çevre temiz toplum, Olmalı Türk’ün düsturu. Kuraklığa olma mahkum, Yeşil olsun gözüm çevreye aşıktır, Hep çevreci olmalıyız. Yeni nesile yazıktır, Çevreyi İnceÇEVREMİZÇöplerimiz birikmesin Sularımız kirlenmesin Yakıtımız tam yakılsın Temiz olsun her hep coşalım Bu yurdu temiz tutalımSokağımızla caddemiz Köyümüzle, kentimiz Temiz olsun hep çevremiz Güzel olsun hep hep coşalım Bu yurdu temiz tutalımYaylada ovada dağda Pırıl pınl bir doğada Oynayalım hep coşalım Bu yurdu temiz YAVUZÖZ VATANIM TÜRKİYE’MKara dere haşmetinle durma ak, Huzur verir sana tepeden bakmak. Kenarında dalıp yatıp uyumak, Canım benim, öz vatanım Türkiye’ otur çalı çırpı yak, Bir koçan mısır al üstüne bırak. Böyle güzellikler olmasın ırak, Canım benim, öz vatanım Türkiye’ yol boyunca stresten uzak, Her yanı bir cennet hangisini yazsak. Tek tek değil, hep birlikte korusak, Canım benim, öz vatanım Türkiye’ ÇEBİMartılarMüjdecisi olurlar denizin Uçuşunca havada martılar Habercisi olurlar sahile vurunca Çevre kirliliğininTuran KayıkçıPAPATYALARBahar olsun da seyredin Nasıl süsler bayırları, Zümrüt gibi çayırları, Yüze güler o incecik Gelin yüzlü papatyalar, Altın gözlü hoşa giden, Sarı, turuncu, pembe, mor, Bir çok güzel çiçek olur. Bence güzeldir hepsinden Gelin yüzlü papatyalar, Altın gözlü kıvır kıvır, O da ayrı bir güzellik. Boy pos, boyun ipincecik. Hem güzel, hem de nazlıdır Gelin yüzlü papatyalar, Altın gözlü eser kâh o yana, Kâh bu yana, hep beraber, Dalga dalga eğilirler, Neşe verirler insana Gelin yüzlü papatyalar, Altın gözlü FİKRETÇevre HaftasıÇevreni hep temiz tut Bataklıkları kurut Sakın yere çöp atma Yakışmaz sağlığı demek İnsan sağlığı demek Elbet sağlıklı olur Buna gösteren artıkları Yalnız çöpe atmalı Yurttaşlık bilinciyle Çevreyi parlatmalı,Çevre sağlığı demek İnsan sağlığı demek Elbet sağlıklı olur Buna gösteren HallaçKoşmaDudağında yangın varmış dediler, Tâ ezelden yayan koşarak geldim. Alev yanaklara sarmış dediler, Sevdâ seli oldum; taşarak ak oduna bir kere, Katlanırım her bir cefâya, cevre Uğraya uğraya devirden devre Bütün kâinatı aşarak yıkmak senin bu gamlı ömrü. Ben gönlümü sana verdim götürü. Sana meftûn olduğumdan ötürü Sarhoş oldum Neyzen, coşarak TevfikDaha Güzel Bir DünyaHer şey güzel, her şey temiz Gül gül koksun hep çevremiz. Pırıl pırıl bir yeryüzü, Daha mavi engin bahçede açan çiçek Pır pır uçan şen kelebek Gözümüze gönlümüze Sevgi taşır benek çöp, atık yığılmasın Sokaklara dağılmasın Şu gökyüzü parlak güneş, Dünyamıza öğüttür bil Didin, uğraş, ara ve bul! Artıkları değerlendir, Savruk değil, ölçülü ile her an barış Güzellikte olur yarış Gerektiği kadar harca Tüketmekte ne bu yarış?Yeşermekte sevgiyle bak Dal ucunda solan yaprak Her gün “daha temiz çevre” Hepimize olsun Kaymazİlkbahar gelinceİlkbahar gelince doğa uyanır Gönül cıvıl cıvıl, bülbüle döner Fışkırır nebadat çevre boyanır Al yanakta gamze bir güle benzerYeşerir yürekte yeni umutlar Aşkın semasından kalkar hudutlar Gök yüzünde parça parça bulutlar Kimi şekil alır düldüle benzerHer zerre toprakta hayat sezilir Göçmen kuşlar dönmüş yere süzülür Yeşil yapraklarda sevda yazılır Bir kısım çiçekler virgüle benzerMikdat BalÇevre temiz kalmalıKirleterek dünyayı hayatı karartmayın, Çevreciler koşarken, bir kenarda düşünün, bari onlar yaşasın, Sağlıksız ortamlarda kalıp olmayan yerde, mikroplar cirit atar, Münbit değilse toprak, onu kim alır satar!Temizlik imandandır, çevreyi kirletmeyin, Çöpleri biriktirip, bir yerde çok güzel de, önlemi alınmalı, Tesisler çalışırken, çevre temiz UysalÇevreYok saydınız yasa ile kanunu Erittiniz kutupların donunu Getirdiniz dünyamızın sonunu Çevremizi kirlettiniz zalimlerKarış karış bitirdiniz doğayı Zehirlediz bu evreni uzayı Söndürdünüz onbinlerce yuvayı Çevremizi kirlettiniz zalimlerDünya bizim servetimiz, varımız Varmı başka sığınacak yerimiz N’olur acep dediniz mi sonumuz Çevremizi kirlettiniz zalimlerÇevre kirliliği arttıkça arttı Hastalıklar facialar yarattı Sorumsuzluk dünyamızı kararttı Çevremizi kirlettiniz zalimlerOzon tabakası şimdi hasarlı Bu evrende kalmaz artık bir canlı Duyarlı olalım biraz duyarlı Çevremizi kirlettiniz zalimlerAdnan Yetimi’ye kulak ver dinle Bindiğimiz gemi batacak anla Vicdanın var ise dost ol çevrenle Çevremizi kirlettiniz zalimlerAdnan DurdağıÇevre ve İnsanTemiz olan,temiz yaşar gittiği her yerde. Yaşamak güzeldir,temiz olan çevrelerde. Hep temizdir güzel,çirkin yaşar çöplükte. Sevgi açınca gözde,gönül bakar gölgelerde gezerken,mutlu gülelim. Temizlik imandandır,güzel temiz gezelim. Kin,nefret,öfke tuzaklarını nefretle ezelim. Temiz bir çevre için,tüm canlıları KarakulakküçükÇevremiz BozuluncaDoğal güzellikler biter, Yaşamsal imkanımız azalır, Ömrümüze acı dumanlar tüter, Felaketlerden bize izler kirlenir,sular bulanır, Zehirsel atıklar sağlığımızı bozar, Hayatımıza nice hastalıklar kalır, Neslimiz tükenir hep azar kirlendikçe, Gerçek değerler gider, Bu kararlar değişmedikce, Çevremizde yaşam da G’de tarihinde canlı yayında şair tarafından okundu. Dünya Çevre Günün’de Giresun Valiliği nezdinde Atapark’ta şair tarafından Şair Mehmet YılmazÇevre GünüBu günü biz dünden, miras almıştık, Tükenmez diyerek, çok harcamıştık, Bizi uyaranı, azarlamıştık,Söyleyin ne zaman, uyanacağız, Çocuklara neler, anlatacağız,Mirastır diyerek, sahip çıkmadık, Gelecek nesil’e, hiç bırakmadık, Kendimizden neden, bir şey katmadık,Söyleyin ne zaman, uyanacağız, Çocuklara neler, anlatacağız,Topraklar kurudu, dönüp bakmadık, Ormanları yaktık, ağaç dikmedik, Atmosfer delindi, umursamadık,Söyleyin ne zaman, uyanacağız, Çocuklara neler, anlatacağız,Beş Haziran dünya, çevre günüdür, Duyarlı insanın, uyandığıdır, Tehlike çanının, çaldığı gündür,Söyleyin ne zaman, uyanacağız, Çocuklara neler, anlatacağız,Sinan KarakaşEvet sıra sizde Sizde buradakilerden farklı ve yeni Çevre şiirinizi yazmak için aşağıdaki yorum bölümünü kullanabilirsiniz.
Sağlık Haftasıyla İlgili Şiir, Sağlık Haftası ile ilgili şiirler kısa ve uzun İnsanın en büyük serveti sağlığıdır. Sağlığımızı kaybettiğimiz zaman halsizleşiriz, canımız yanar ve kendimizi kötü hissederiz, ki bu hafif hastalıklarda olan hafif belirtilerdir. Bununla beraber sağlıksız insan kendine ve çevresine faydalı olamaz hatta aksi bile olabilir çünkü pek huzuru yoktur. Bu nedenle insan her zaman sağlığını korumalıdır. İnsanların sağlığını korumaları hakkında halkı bilinçlendirmek amacıyla Birleşmiş Milletler 7-13 Nisan tarihleri arasını Sağlık Haftası olarak ilan etmiştir. Sağlık Haftası kapsamında her sene farklı bir konu belirlenerek tüm dünyada halkın bilinçlendirilmesi amaçlanır. Çok eski çağlardan beri insanlar sağlığın önemini sağlığı kaybedince anlamışlardır. Tıp bu nedenle insanlara sağlığını kaybetmeden bu bilinci vermeye çalışmakta ve sağlığın devamlılığını sağlamak için çalışmalar yapmaktadır. Sağlık Haftası da Birleşmiş Milletler tarafından sürdürülen bir çalışmadır. Sizlere 2 3 4 ve 5 kıtalık sağlık haftasıyla ilgili şiirler sunuyoruz. Sağlık Haftası İle İlgili Şiirler Sağlık Ne apartman,hamamlar,ne de hanlar, Sağlığı en büyük nimet bilelim, Hani nerde krallar,nerde hakanlar, Sağlığı en büyük nimet bilelim. Kanuni`ydi saltanat sürerdi, Krallar önünde tir tir titrerdi, Bir nefes sıhhate dünyayı verdi, Sağlığı en büyük nimet bilelim. Strese girme,her şeyi etme tasa, Mirasçın sevinsin doluysa kasa, Dünya çok güzeldir,hayatsa kısa, Sağlığı en büyük nimet bilelim. Dert düşürür yatağa,süründürür, AYDIN`i sözlerin çok düşündürür, Ağacı kurt,insanı dert öldürür, Sağlığı en büyük nimet bilelim. VÜCUDUMUZ Bir makinedir insan İşletir bunu beyin Beyincik başkanıdır Beş duyu denen şeyin. El tutar, kol destekler Bir kafestir göğsümüz Orada ciğerle kalp Çalışır gece gündüz. Bir örtüdür etimiz Kemiğimiz çatıdır Ayaklarımız yolcu Gövdemizin atıdır. Hüseyin KALABA KALBİN SESİ Kalbin bir gün sesini, Organlar duyamamış. Mideyi, böbrekleri, Hemen bir telaş sarmış. Komşu akciğerlere, Bir haber uçurmuşlar. Ciğerlerse beyinden Nedenini sormuşlar. Şöyle bir cevap gelmiş, Beyinden ciğerlere Düzensiz yaptığın iş,» Zarar vermekte kalbe.» Aldığın hep pis hava » Elbet kalbi yoracak. » Böyle devam edersen » Belki bir gün duracak!» İ. Hakkı TALAS Sağlıklı Yaşam Tanrı hiç bir organını Eksik yaratmasın canlının, Yaratmasın insanoğlunu eksik, Çünkü neresi ağrırsa canı ordadır Ciğerinde, yüreğinde. Dişi ağrıdığında canı ağızındadır, Kafası ağrıyorsa beyindedir. Körlük çok kötüdür, çok…… Sağırlık, dilsizlik ondan iyi mi? Hele hele felç, yatalak, mongol. Hastalanmasın insan, Çürümesin tek bir organı Düşmesin hastanelere yolu Yinede yokluğu aranmasın doktorların. Ílaçlar, haplar, igneler iyi değildir, Vücut kendi eksiğini kendi gidersin. Kanser, Aids ugramasın kapımıza, Anam…, şuram ağrıyor demesin çocuklar. Bebeler acı içerisinde kıvranmasın gün boyu Derisi çizilmesin, tırnağı kırılmasın Eksik doğmasın insan Ömür boyu, yitirmesin en küçük organını, Ne gözlük takmak zorunda kalsın Nede topal deyneğiyle yürüsün. Dünyadaki tüm insanlar, Sağlam doğsun Sağlıklı yaşasın. Sağlam Kafa Sağlam bir kafa için, Sağlam bir vücut gerek. Tertemiz yiyin,için, Kuvvetlenin giderek. Bugün dünya yüzünde, Çok fakir ülkeler var. Gecesi gündüzünde, Aç kalan bebekler var. Beslenmeyen her insan, Mahkum hasta olmaya. Yataklara düşer can, Koşar derman bulmaya. Dünyada çok ülkede, Çok çeşit hastalık var. Hastalık her bölgede, Çoğu pislikten doğar. Kasım KAPLAN SAĞLIK Vücuduna iyi bak, Aman dikkatli yaşa , Yeme, uyku, çalışma, Bizi zorlar savaşa. Hastalık denen düşman, Pusudadır her zaman. Zayıf düşersek eğer, Bize saldırmak ister. Zararlı yolu tutma, Sağlığını unutma, Fırsat verme düşmana, Yaklaşamasın sana.. İ. Hakkı TALAS Sağlık Haftası Şiirleri Hakkında Yorumlarınızı Hemen Paylaşabilirsiniz.
sağlık ve çevre ile ilgili şiirler 2 kıtalık